Archive for Nisan, 2015


Image and video hosting by TinyPic

Selamun Aleykum Değerli Kardeşlerim,

Bugün dünya üzerindeki 61 yılımı tamamlamış bulunuyorum. Bu zaman

zarfında elime ne geçtiğini bir düşündüm…

Elimde kocaman bir sıfır olduğunu gördüm.

Sadece Rabbimin lütfu olan Sultan Seyyid Muhammed Raşit Hz.leri ve

Sultan Seyyid Gavs-ı Azam Abdulbaki Hz.lerinden başka insan tanımadığımı anladım.

Bir de onların aileleri.

İnsan derken hakiki, Rabbine kul olmuş, insanlık nedir bilen kişi demek istiyorum.

Yoksa sureta insan çok…. Hepinizin çevresinde olduğu gibi benim de çevremde öyle çok insan var ….

Gavs Hz.lerinin “Çevrenizdeki gaflet ehlinden sorumlusunuz.”

Sözünü düşündüğümde bize çok büyük bir sorumluluk yüklediğinin farkına varıyorum.

Onun için de çok çalışmalıyız diyorum..

Rabbim ne kadar ömür vermiş bilemiyoruz ama verdiği ömrü bu yolda harcamak,

olabildiğince insanlara ulaşmak ve onların hidayetine vesile olmak nasip etsin inşallah.

Allah için bu yolda gayret eden bütün kardeşlerimden Rabbim hoşnut ve razı olsun.

Hep birlikte Ümmet-i Muhammedin kurtuluşu için son nefesimize kadar

dur durak bilmeden koşalım. Yeter ki bir insan ateşten kurtulsun…

Bu birle kalmasın birler binleri, binler yüzbinleri getirsin.

Öyle çalışalım ki Efendimiz (s.a.v.)’in keyfi yerine gelsin..

O’nun keyfi yerine gelsin ki Rabbim bizden hakikaten razı olsun.

Image and video hosting by TinyPic

MÜRŞİD İLE TEVBEYE MECBUR MUYUZ?

Bir mümin, diğer mümin kardeşine: “Gel, bir Allah dostunun elinde tevbe et,

istikamet bul.” diye tavsiyede bulunduğunda bazıları bu daveti hoş görmekte.

Bazıları ise: “Ben tek başıma tevbe edemez miyim?

Tevbe için başkasına ne hacet? Tevbe için tekkeye-Mekke’ye gitmenin ne gereği var?

Ayrıca mürşidle tevbe dinde var mı? Allah ile kul arasına kimse giremez.”

diye itiraz ve tenkitte bulunmaktalar.

İlk bakışta çok makul gözüken bu itiraz ve tenkit gerçekte ne kadar haklı?

Bir mürşidle tevbeye davet eden kimsenin davet ettiği mürşid kâmil ve

kendisi de samimi ise, bu davetiyle sevap kazanır.

Davetine uyan ve tevbe edip istikamet bulan kimsenin işlediği hayırlardan

bir hisse de kendisi alır. İtiraz ve tenkid edenin ise ona bir zararı olmaz.

Böyle bir daveti kabul etmeyenlerin bir kısmı mazur, bir kısmı sorumlu olurlar.

Mazur olan kimse, tevbe etmeye karşı çıkmaz, tevbenin farz olduğunu bilir.

Allah dostlarını sever, sevilmesi gerektiğini söyler ve onlarla beraber olmayı ister.

Fakat bu zamanda gerçek mürşid kalmadı diye daveti ihtiyatla karşılar.

Bu kimsenin imandan değil, ihsandan zararı vardır.

Yani kâmil mürşidle elde edeceği büyük menfaatları fark edemediği için

birçok hayırdan mahrum kalır. Ancak güzel niyeti ve

edebinin kendisini bir gün o cevherle buluşturması umulur.

Sorumlu olan kimse ise ya cahil, ya da bilen birisidir. Cahil kimse,

dinde olan bir şeye yok demekle veya hayrı şer, şerri hayır görmekle mesul olur.

Bilenin ise benlik ve kibri kalbini öldürür. Bu kimse yalnızca kendi bildiğini hak görür,

başkasına hak vermez. Önüne konan ayeti kendince yorumlar,

hadisi inkara gider, âlimlerin sözlerini küçümser,

hep ben bilirim der ve hayra yönelen kimsenin yolunu keser.

Bundan dolayı mesuldür.

İstiğfar ve Tevbe Aynı Şey Değil

Önce şunu belirtelim ki, hepimiz Yüce Allah’a istiğfar ve

tevbe etmekle mükellefiz. İkisi de farzdır.

İstiğfar, Allahu Tealâ’dan affını istemek, bağışlanmayı istirham etmektir.

Bu dil ile yapılır, sonuç Allah’a bırakılır. Tevbe ise değişmektir.

Tevbe, ölü kalbi diriltmektir. Tevbe, bozuk hali ve kötü arkadaşı terketmektir.

Tevbe, kötülüklere iyilik diye sarılmış nefsi ıslah etmektir.

Tevbe, özü, sözü ve her yönüyle Allah’a dönmektir.

Tevbe, nefis, şeytan ve kötü şartlarla mücadele etmektir.

Tevbe, Yüce Allah’ın seveceği bir hale gelmektir.

Bu ise hem dilin, hem kalbin, hem de bedenin işidir.

İstiğfar tek başına yapılabilir, fakat tek başına tevbe yapmak ve

o tevbeyi korumak dünyanın en zor işidir. Bunun için Yüce Rabbimiz:

“Ey iman edenler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz.” (Nûr/31)

uyarısında bulunmuştur. Ayrıca Allahu Tealâ takvaya ulaşmak ve

güzel edebi korumak için yardımlaşmamızı  (Maide/2),

kendi yolunda toplu halde, birlik ve dirlik içinde olmamızı istiyor. (Âl-i İmran/102-103)

Takvaya ulaşmak ve istikameti korumak için sadık kulları ile

beraber olmamızın gerektiğini belirtiyor. (Tevbe/119)

Tevbe, Ancak Cemaatle Kolay

Mürşid deyince cemaat akla gelir. Mürşid-i kâmilin imam olduğu

cemaatin niyeti ve hedefi dinin ihyası ve Allah’ın rızasıdır.

‘Gel mürşid elinde tevbe et!’ demek, ‘gel şeytana karşı cemaat kalesine gir,

nefsin hücumuna karşı müminleri siper et, onların dua ve sevgisi ile

kendini koruma altına al, Allah yolunda kardeşlerinle kuvvetlen,

dağınıklık ve yalnızlıktan kurtul!’ demektir.

Müminlerin en temel işi, günahlardan temizlenmektir.

Bu ortak bir vazifedir. Efendimiz (A.S.) bu vazifemizi şu temsille belirtiyor:

“Müminler, iki el gibi devamlı birbirlerini temizlerler.”

(Zebidî, İthafu’s-Sâde) Ayrıca, hadis-i şeriflerde Allah yolunda

birlik ve dirlğin insanı nasıl dirilttiği, yalnız kalanın ise nasıl

felakete gittiği şöyle anlatılmıştır:

“Sizin cemaat halinde olmanız gerekir. Ayrılıp tek başına kalmaktan sakının.

Şüphesiz şeytan, tek kalanla beraberdir (onu kolayca etkileyip,

kalbine vesvese verir). İki kişiden ise çok uzak durur. Kim iman selâmeti ile

ölüp cennetin tam ortasında olmak istiyorsa, cemaate yapışsın.

Kimi iyilikler sevindiriyor, kötülükler üzüyorsa,

o gerçek bir mümindir.” (Tirmizî, Ahmed, Hakim)

“Şüphesiz Allahu Tealâ, ümmetimi dalâlet (sapık fikir ve fitne)

üzerinde bir araya getirmez. Allah’ın eli (rahmet ve desteği)

cemaatle birliktedir. Kim cemaatten ayrılırsa ateşe gider.”

(Tirmizî, Tabaranî)

“Hiç şüphesiz şeytan, cemaatten ayrılan kimseyle beraberdir.

Onun içine yerleşip, istediği yola çeker.” (Beyhakî,Tabaranî)

“Şüphesiz müminlerin birbirlerine yaptıkları dualar onları destekler.” (Ahmed, Darimî)

Günah Çıkarma Hezeyanı ve Mürşidle Tevbe

Allahu Tealâ’dan başka kimseye el açılıp ‘günahımı affet’ denmez.

Peygamberler dahil, kimsenin böyle bir yetkisi ve görevi yoktur.

Eğer bir kimsenin şahsına karşı bir kusur işlemişsek kendisinden özür dileriz,

bizi affetmesini istirham ederiz. Bu şahısla ilgili bir hak olduğu için böyle yapılır.

Bunun ötesinde hiç kimsenin Allah’a karşı yapılan kusurları affetme,

temizleme görevi ve yetkisi yoktur. Ancak, günahkâr bir insanın tevbesine

yardımcı olmak vardır. Bu yardım, günaha düşeni uyarmak,

gıyabında hayır dua etmek, onun için Allah’a istiğfar ve gözyaşı dökmek

şeklinde olur. Cenab-ı Hak, günahla nefsine zulmeden kullarına

en güzel tevbe şeklini şöyle tarif etmiştir:

“Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de

Allah’tan bağışlanmayı dileseler, Rasul de onlar için istiğfar etseydi,

Allah’ı ziyadesiyle affedici ve esirgeyici bulurlardı.” (Nisa/64)

Demek ki ümmet için en hayırlı tevbe,

Allah’ın Habibi Hz. Peygamber’in (A.S.) huzurunda yapılan,

onun da şahitlik yaptığı, ayrıca dua ve istiğfarla desteklediği tevbedir.

Büyük müfessir Fahruddin Razi (Rh.A.) bu ayetin tefsirinde der ki:

“Hz. Peygamber ile birlikte yapılan tevbenin bir faydası da,

tevbe yapanın istiğfarındaki gaflet ve kusurlarının Hz. Peygamber’in istiğfarı ile

giderilmesi ve ilâhî huzura sahih ve sağlam bir tevbe olarak ulaşmasıdır.

Çünkü kendileri için istiğfar eden Peygamber’i Allahu Tealâ seçmiş,

onu vahyi ile şereflendirmiş, kendisi ile kulları arasında bir elçi yapmıştır.

Bundan dolayı, onun şefaat ve vesilesiyle huzuruna gelen

bir şeyi geri çevirmemektedir.” (Tefsir-i Kebir)

Bugün yeryüzünde Allahu Tealâ’nın şahidi ve halifesi sıfatını taşıyan,

Rasulullah’ın (A.S.) vârisi ve ümmetinin terbiyecisi olan kâmil mürşidler de,

ümmetle yaptıkları tevbe ve istiğfarda Efendimiz’in ayette anlatılan sıfatını

temsil etmektedir. Kâmil mürşidler, kulların Allah Tealâ’ya yönelişlerine

şahid olmakta, tevbelerinin kabulü için ayrıca yüce huzurda yalvarmaktadırlar.

Kâmil mürşidler naz makamında niyaz ettikleri için, onlarla birlikte yapılan tevbeler

Allah katında daha sevimli ve daha temiz bir amel olarak kabul görmektedir.

Bir Allah dostunu şahit tutarak yapılan tevbede,

tevazu ve yakaran kalp vardır. Bu durumda insan,

kibrini kırmış, nefsini zelil etmiş, acizliğini anlamış, hiçliğini görmüş,

ihtiyacını bilmiş ve ilacına koşmuş olmaktadır.

Böyle bir tevbeyi hafife almak münafıkların sıfatıdır ve

o kimsenin şu ayette anlatılan kimselerden olmasından korkulur:

“Onlara: ‘Gelin, Allah’ın Peygamberi sizin için mağfiret dilesin.’

denildiği zaman başlarını çevirip kaçarlar ve sen onların

kibir içinde uzaklaştıklarını görürsün.” (Münafikun/5)

Hz. Rasulullah’ın vârisi kâmil bir mürşidin nezaretinde

Allah’a yapılan tevbeyi Hristiyanların papaz önünde günah çıkarma

hezeyanına benzetenler, tevhid dinini, Kur’an’ın hedefini,

Sünnet’te uygulanan bey’atların hikmetini ve tasavvufun edebini

bilmiyorlar demektir.

Tasavvuf büyükleri, elinden tutan kimse ile şu şekilde tevbe etmektedir:

“Ya Rabbi! Bütün yapmış olduğum günahlardan ben pişmanım.

Keşke yapmasaydım. İnşaallah bir daha ben yapmayacağım.”

“Müminlerin Günahları İçin İstiğfar Et!”

Takvaya ulaşmak ve marifetullahı tahsil etmek için kendisine bey’at ve

intisab edenlere mürşid-i kâmilin istiğfar etmesi, Kur’an-ı Hakim’in emri ve edebi gereğidir.

Cenab-ı Hak, Rasulullah (A.S.) Efendimize şöyle emir vermiştir:

“Ey Peygamber! İnanmış kadınlar bey’at için sana geldiklerinde

bey’atlarını kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile.

Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Mümtehine/12)

“Rasulüm! Hem kendi kusurun, hem de erkek ve kadın

müminlerin günahları için istiğfar et!” (Muhammed/19)

Hiç bir mümin, intisab ve tevbe için elini tuttuğu bir kâmil mürşide:

‘Ben şu şu günahları işledim; beni affet, günahlarımı temizle,

beni cehennemden kurtar, cennete koy!’ demez, diyemez.

Ancak: ‘Ben Rabbime dönmek, rızasına yönelmek istiyorum;

seni bu yolda kendime delil ve imam seçiyorum. Sen de bu amelime

Yüce Rabbim huzurunda şahit ol ve affım için O’na yalvar da

kalbime nur, gönlüme sürur versin, günahımı affetsin.

Beni taatında muvaffak etsin.’ der.

Başkası için yanmak ve ağlamak peygamber ahlâkıdır.

Allah dostlarının en güzel ahlâkı budur. Onlar kendileri için yaşamazlar.

Onlar yüce Allah’ın yoluna canlarını kurban etmişlerdir. O’nu tanımak,

sevmek ve zikretmek isteyenlere her şeylerini verirler.

Bu, kalbi ihya olmuş ariflerin mesleğidir.

Kendi perişan haline bir damla gözyaşı dökemeyen günümüz insanı,

başkası için nasıl ağlasın ve niçin ağlanacağını ne bilsin?

Bizim için ağlayacak bir göz bulmaya mecbur değil miyiz?

Biz ağlayamadığımız için de başkasının bizim için ağlayabileceğini

düşünemiyor ve bunun bir karşılıklı menfaatler zinciri olduğunu zannediyoruz.

Rabbim cümlemize anlayış versin;

yaptığımız ve yapacağımız tevbelerimizi, ibadetlerimizi kabul etsin. Aminnn….

Image and video hosting by TinyPic

AŞK-I HÜSNA

Image and video hosting by TinyPic
AŞK-I HÜSNA

Bir damla gözyaşı olup gözlerden akmasa bile; belki bir zerre tefekkür olup,
yüreklerden akar ümidiyle

Evet ben aşktan söz edeceğim bu yazıda.
Ama aşkların en güzelinden, aşkların en büyüğünden,
aşkların en anlamlı olanından

Yani; Aşk-ı Hüsna’dan
Dinlemek ister misin?
O zaman birkaç dakikanı ayır ve aşağıdaki yazıyı oku.
Ama sadece gözlerinle değil,yüreğinle de oku.

Çünkü bu sadece bir yazı değil, bir Aşk.
Ve unutma Aşk gözle değil, yürekle okunur !!!

AŞK-I HÜSNA

Hidayet
Evet, görünürde tek bir kelime belki ama aslında öyle çok şey ki!..
Bu tek kelime; her türlü kötülükte yarışan, işe yaramaz, Rahmandan bihaber,

iyilikten bihaber, hatta sevmekten bile bihaber bir avareye bile aşkı öğretiyor.
Şu belki de hiçbirimizin hak etmediği halde,

En Cömert olanın, cömertliği ile
yüreklerimize karşılıksız olarak konulu verilen aşkı …

Yani; Aşk-ı Hüsna yı !!!

Ve o avare insan bir anda, yaşamın anlamını, ölümün manasını, hayatın değerlerini,

her iyiliğin bir hayır ve her hayrın bir sevap olduğunu öğrenip,
hayırda yarışanlardan, yani o yüce zikirde bahsedilen insanlardan
biri oluveriyor bu aşkla. Yaşamı baştan sona değiştiren ve belki de,

yaşanılanları ve yaşanacakları tümüyle doğrudan etkileyecek olan tek şey bu aşk.

Evet.. Günahkarlığının farkında bile olamayan aciz herhangi bir İNSAN olmaktan,

Cennette onların altlarından ırmaklar akarken kalplerinde kinden ne varsa

hepsini çıkarıp atarız. Ve onlar derler ki:

” Hidayetiyle bizleri bu nimete kavuşturan Allah a hamd olsun!

Allah bizi doğru yola iletmeseydi kendiliğimizden doğru yolu bulacak değildik.
Onlara: İşte size cennet; yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık ona varis kılındınız.”

diye seslenilir.

(Araf Suresi-43) ayetine muhatap olarak, cennetine girebilme ümidine sahip olabilen,

kimi de hidayetten uzak tutarsa, artık onlara, Allah tan başka dost bulamazsın.
“Kıyamet gününde onları kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzükoyun haşrederiz.

Onların varacağı ve kalacağı yer cehennemdir ki, ateşi yavaşladıkça onun alevini arttırırız..”

(İsra Suresi–17) ayetini okuduğu anda, bahsedilen cehennem azabının korkusundan ve

bu gazaptan korunabileceği hidayeti kendisine bahşeden Rabbine duyduğu şükran

duygusunun yoğunluğuyla, GÖZYAŞLARINI tutamayan bir KUL olma bahtiyarlığına kavuşmuştur.

Fark ettiniz mi? Ne kadar da şanslıyız . Evet, belki cennetine giremedik henüz ama

ümidimiz var. Evet, cehennemden azad olunmadık belki ama Rabbimin bizleri teselli edici birçok ayeti,

Resüllullah(a.s.)ın da, kurtuluşumuz için önerdiği birçok tavsiyesi var.

Ve en ö nemlisi, Rabbimizin bizlere bahşettiği İMAN var yüreklerimizde.
Daha ne isteriz ki şanslı olabilmek için; ”La ilahe illallah deyip de,

kalbinde bir zerre ağırlığınca İMAN bulunan kimse cehennemden çıkacaktır.”

hadisindeki müjdeyi duyduktan sonra ?!!

Evet, En Büyüğe kul olma şerefine nail olan şanslı insan, eğer sen de, kendisine verilen

en büyük nimeti İMAN bilip, şükrünü eda etmekte, dünyada hiçbir şeyin
hiçbir şey karşısında kalmadığı kadar aciz kaldığını düşünenlerden;

eğer sen de, kendisine:

 Hayatının sonuna kadar Allah zikrini bir kez olsun edemeden ölecek insanlardan

ne farkın vardı da sana iman nasip edildi? Ya da bırak yaratıcısını,

Onun en sevdiği kulunu, Resulünü tanıyamadan, bilemeden son nefesini verecek

insanlardan ne farkın vardı da sana, bu insanların tanımaktan bile aciz bırakıldığı

sevgilinin sözünden çıkmaman nasip edildi?>

sorularını sorduğunda, o en güzel mahcubiyet duyguları içinde, gözyaşlarını sadece

Onun rızası için dökmek lütfedilen kullardan;

Eğer sen de, karşılıksız olarak verilen bu nimetin değerinin, anlayamayacağı kadar

büyük olduğunu fark edip, Ne yaptın da bu nimeti hak ettin?

Sorusunu kendisine sorduğunda, cevap vermekten ne kadar uzak olduğunu idrak edip,

ellerinden, utanç içinde gözyaşı dökmekten başka bir şey gelmeyenlerden;

Eğer sen de, Rabbinin sınırlarını aşmaması gerektiği kendisine öğretildiği halde

günah işlediğinde bile, karşısında Onu, Rabbini yine, El-Gaffar ve El-Gafur isimleriyle

gördüğünde, utanmak kelimesinin yanında hiç kaldığı bir hicab duygusunu,

vücudunun her hücresinde, en üst seviyede hissedebilenlerden;

Eğer sen de, işlemediği amelleri aklına geldikçe, hala lütfedilen Hidayet nimetine

layık olamadığını idrak eden ve bu aklına geldikçe, hıçkırıklara boğulabilenlerden;

Eğer sen de, en büyük nimete, Müslüman olma nimetine sahip olduğunu geç anlayıp,

daha öncesinde bir sürü günah işlediğini fark edip dünyadaki en büyük pişmanlığı

yaşadıkları anda, işlediği tüm günahlara rağmen, Rablerinin, kendilerine

tövbe kapısını her zaman açık tuttuğunu bildirdiği ayetlerini okuduklarında,

o küçücük yüreklerine, yeryüzündeki tüm aşklardan daha büyük ve güzel olan aşkı,

Allah aşkını sığdırabilenlerden;

Eğer sen de, o alnı secdeye vardığı halde, Allah a en yakın olduğunu ve

Onun önünde eğilmenin en büyük şeref olduğunu düşünerek, kendini yücelmiş hissedenlerden;

Eğer sen de, Lütfun da hoş, kahrın da düsturunu kendine siper edinerek daima

mesut olmayı başarabilen bahtiyarlardan;

Eğer sen de, İşittik ve itaat ettik. ayetini rehber kılıp, duyduğu her emirde,

başka hiçbir şey düşünmeden bu zikri edebilenlerden;

Eğer sen de; -Ey Rabbimiz, affına sığındık. Dönüş sanadır. ayetindeki dönüşü

en güzel şekilde yapmak için çalışan, has niyetlilerden;

Eğer sen de, bu zamanda, sadece inancından dolayı, hiç sevilmeyen, hor görülen

ve hiç hak etmediği pek çok çirkin sıfatla anıldığı halde, bu nimete

sevinebilen Müslümanlardan;

Eğer sen de, Rabbini en güzel vekil bilip, El-Vekil ismini zikredip,

bu zamanda insanların çoğunun bilmediği bir kelimeyi: Tevekkülü, sığınak bilenlerden;

Eğer sen de, yapılacak her türlü zulme, işkenceye ve elinden alınacak her türlü

özgürlüğüne rağmen, kendini şanslı görebilecek olanlardan;

Eğer sen de, yaratıcısının; verdiği tüm güzel nimetlerine karşı,

günah işleyerek, Ona karşı büyük bir saygısızlık eden kulunun cezasını

hemen vermeyip kendisine mühlet veren, manasına gelen El-Halim

ismini öğrendiğinde, Sana gereğince hamd etmekten acizim Allah’ ım!

Sen Yüceler Yücesisin diyebilenlerden;

Eğer sen de,işlediği günah yükünün ağırlığı altında, ümidini yitirmek üzereyken,

“Allah’ın rahmet deryasındaki bunca genişliği kafirler bilseydi,

cennetten ümitlerini kesmezlerdi.”Hadis-i şerifini okuyup,

Rabbinin kafirler için göstermiş olduğu bu rahmeti gördükten sonra,

Allah’ım senin sonsuz rahmetinden sual olunmaz,

Sen merhametliler merhametlisisin, Sana sonsuz hamd-ü senalar

olsun diyebilenlerden;

Eğer sen de, tövbe etmesi için pek çok gecenin, Rabbi tarafından mübarek diye

adlandırılarak kendisine lütfedildiğini ve affa bahane ararcasına,

tek bir damla gözyaşının bile bağışlanmaya vesile kılındığını öğrendiğinde,

dilleri sustuğu halde, gözleri ve yürekleri ile

Rabbim BENİ AFFET!! AFFET BENİ…

Diye nida edebilen nadir insanlardan olmak lütfedilenlerden biri isen;

NE MUTLU SANA!!! NE MUTLU YÜREĞİNE Kİ:

Yüreğinde En Güzeli taşıyabiliyorsan, en güzel yürek senin demektir…

Ya Rabbi Cümlemize böyle güzel yürekler nasip et.

İman-ı kamil nasip et.

İhsanı nasip et. İhlası ikram eyle bizlere..

Hamd Alemlerin Rabbi Olan Allah’a,

Salat ve Selamların en Güzeli de Efendimiz (s.a.v.) e olsun.

Büyüklerin duası daima üzerinize ve üzerimize olsun.

Rabbime emanetsiniz can dostlarım….

Image and video hosting by TinyPic

 

RECEP AYININ FAZİLETİ VE AMELLERİ

Recep, Şaban ve Ramazan ayları ibadet ve maneviyat olarak diğer aylara göre daha üstün bir şeref ve fazilete sahiptir.

Hz. Resul-ü Ekrem’den (s.a.v.) nakledilen bir hadisinde şöyle buyurmaktadır: “Recep Allah’ın büyük ayıdır. Hiçbir ay hürmet ve fazilette bu aya ulaşamaz. Bu ayda kâfirlerle savaş haramdır. Şunu bilin ki Recep Allah’ın ayı, Şaban benim ayım ve Ramazan ümmetimin ayıdır. Kim Recep ayının bir gününü oruç tutarsa, Allah’ın rızasını kazanmış olur. Allah’ın gazabı ondan uzaklaşır ve cehennem kapılarından birisi onun yüzüne kapanır.”

İmam Musa Kazım’dan (a.s) şöyle rivayet edilir: “Kim Recepten bir gün oruç tutarsa, cehennem ateşi bir yıllık mesafe ondan uzaklaşır. Kim üç gün oruç tutarsa, cennet ona farz olur.” Demiştir:

“Recep benim ümmetim için mağfiret dileme ayıdır. Bu ayda istiğfar edin (tevbe edin ve bağışlanma dileyin.) Zira Hak Teala, çok bağışlayan ve rahimdir. Recep ayına “Asabb” (dökülen) denir; zira bu ayda benim ümmetimin üzerine çok rahmet dökülür. O halde şu zikri çok söyleyin:

 

“Esteğfirullahe ve es’eluhu’t-tevbe.”

“Allah’tan mağfiret ve tevbe diliyorum.”

İbn-i Babeveyh, Salim’den şöyle rivayet etmiştir:

“Ben Recep ayının sonuna bir kaç gün kala İmam Sadık’ın (a.s) yanına gitmiştim. Beni görür-görmez şöyle buyurdu:

“Ey Salim! Bu ayda hiç oruç tuttun mu?” “Hayır vallahi” dedim “ey Resulullah’ın oğlu!” İmam (a.s) şöyle buyurdu: “O kadar sevap kaybetmişsin ki miktarını ancak Allah (c.c) bilir. Bu, Allah’ın üstün kıldığı ve hürmetini yücelttiği bir aydır. Bu ayda oruç tutanları kendi ikram ve değerlendirmesine mazhar kılmayı kendisine farz kılmıştır. Salim diyor ki ben: “Ey Resulullah’ın oğlu, eğer bu ayın kalan günlerini oruç tutarsam, bu ayda oruç tutanların sevabının bir kısmını elde etmiş olabilir miyim? diye sorduğumda şöyle buyurdu: “Ey Salim! Kim bu ayın sonundan bir gün oruç tutarsa, ölüm anındaki can çekişme ve rahatsızlıklardan, ölüm sonrasının dehşetinden ve kabir azabından kurtulur. Kim bu ayın sonundan iki gün oruç tutarsa, Sırat’tan kolaylıkla geçer ve kim bu ayın sonundan üç gün oruç tutarsa, kıyamet gününün büyük korkusu, dehşet ve zorluklarından kurtulur ve kendisine cehennem ateşinden kurtuluş beratı verilir.”

 

BU AYDA ORUÇ TUTAMAYANLAR İÇİN ZİKİR

Kısaca Recep ayını orucuyla ilgili çok fazilet ve sevap nakledilmiştir. (Bazı mazeretlerden dolayı) Recep ayının orucunu tutamayan birisi, her gün yüz defa şu zikri söylerse recep ayının orucunun sevabını (kısmen de olsa) idrak etmiş olur:

 

“Subhan’el-İlah’il-celîl. Subhane men la yenbeğî’t-tesbîhu illa leh.

 

Subhan’el-eazz’il-ekrem. Subhane men lebise’l-izze ve huve lehu ehl.”

Anlamı: Münezzehtir yüce İlâh. Münezzehtir kendisinden başkasına tessbih ve takdis yakışmayan. Münezzehtir en büyük izzet ve kerem sahibi. Münezzehtir layık olduğu halde izzet libasını giyen. –Allah-.

BU AYDA HER GÜN NAMAZLARDAN SONRA OKUNAN DUA

Seyyid İbn-i Tavus, (r.a) Muhammed İbn-i Zekvan’dan (r.a) şöyle naklediyor: “İmam Cafer Sadık’a (a.s); “Canım sana feda olsun, işte Recep ayına girmiş bulunuyoruz; Allah’ın beni faydalandıracağı bir duayı bana öğretmenizi istiyorum” dedim. İmam (a.s) yaz diye buyurdu:

“Bismillahirrahmanirrahim”

Recep ayının her gününde akşam, sabah, gece ve gündüz kıldığın namazların ardından şu duayı oku:

“Ya men ercûhu li-kulli hayr; ve âmenu sehatehu inde kulli şerr.

 

Ya men yu’ti’l-kesîre bi’l-galîl. Ya men yu’tî men seeleh.

 

Ya men yu’tî men lem yes’elhu ve men lem ye’rifhu bi-mes’eletî iyyake

 

cemîe hayr’id-dunya ve cemîe hayr’il-ahire, vasrif annî bi-mes’eletî

 

iyyake cemîe şerr’id-dunya ve şerr’il-ahire.

 

Feinnehu ğayru mengûsin ma e’teyte ve zidnî min fazlike ya kerîm.”

Ravi şöyle devam ediyor; sonra İmam (a.s) sol eliyle sakalını tuttuğu halde sağ işaret parmağını hareket ettirerek bu duayı okudu ve ardından şu cümleleri ekledi:

 

“Ya ze’l-celâli ve’l-ikram. Ya ze’n-ne’mai ve’l-cûd.

 

Ya ze’l-menni ve’t-tavl. Harrim şeybetî ale’n-nâr.”

Anlamı: Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Ey her hayrını ümid ettiğim ve her kötülükte gazabından güvencede olmayı umduğum (rabbim)! Ey aza karşılık çok veren; ey rahmet ve şefkatinden dolayı isteyene de, istemeyene de veren. Sana yalvarıyorum, dünya ve ahiret hayrının hepsinden bana da nasip buyur. Bütün dünya ve ahiret şerrini benden uzaklaştır. Kendi fazl-u kereminden bana verdiğini artır ey Kerim (Allah)!

Ey celal ve kerem sahibi, ey –sonsuz- nimetler ve cömertlik sahibi, ey bağış ve ihsan sahibi, şu beyaz sakalımı -cehennem- ateşine haram (yasak) kıl.

ANAYA BENZESİN

Image and video hosting by TinyPic

Anaya benzesin, şefkat kucağın,


Gönlüne bineni, indirme sakın.


Babadan emanet, yansın ocağın,


Muhabbet güneşi, söndürme sakın.

love<br/><a href="https://i2.wp.com/oi36.tinypic.com/2evex35.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>

 

Sulanan çimenler, orağa gelir,


Veraya doğrulan, burağa gelir,


Seninde bindiğin, durağa gelir,


Devranı beyhude, döndürme sakın.

love<br/><a href="https://i2.wp.com/oi36.tinypic.com/2evex35.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>

İhlasa daim ol, masiyet derme,


Hidayet bulmadan, ameli yerme,


Kanatsız gönüle, kafdağı verme,


Cahili ankaya, bindirme sakın.

love<br/><a href="https://i2.wp.com/oi36.tinypic.com/2evex35.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>

Mansur’un malını, kim niye çalsın?


Hibedir meydana, fikreden alsın,


Herkesin azığı, sırtına kalsın!


Kimseyi yük ile, kandırma sakın!

love<br/><a href="https://i2.wp.com/oi36.tinypic.com/2evex35.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>

Image and video hosting by TinyPic

Mevlid Kandili:

Image and video hosting by TinyPic

İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber,

bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 yılında Kameri aylardan

Rebiü’l-evvel ayının 12. gecesi doğmuştur. Bu mübarek geceye “Mevlid Kandili” denir.

O’nun doğduğu çağda dünyanın her tarafında cehalet,

zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş, Allah inancı unutulmuş, i

nsanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş,

dünya yaşanmaz hale gelmişti.

 Image and video hosting by TinyPic


Sevgili Peygamberimizin tebliğ ettiği İslâm dini ile dünya aydınlandı,

tek Allah inancı ile kalpler nurlandı. Eşitlik, adalet ve kardeşlik geldi.

O’na inanan toplumlar gerçek huzura kavuştu. O’nun doğduğu gece,

insanlığın kurtuluşu için çok hayırlı ve mübarek bir başlangıçtır.

Image and video hosting by TinyPic


Bu gece, Müslümanlar arasında Yüzyıllardan beri büyük bir coşku

ile kutlanmakta, Sevgili Peygamberimiz derin bir saygı ile anılmaktadır.

Büyük Türk Âlimi Süleyman Çelebi tarafından yazılan ve asıl adı

“Vesiletün’Necat” olan mevlid kitabı O’nun doğumunu, üstünlüğünü

ve mucizelerini en güzel bir şekilde dile getiren değerli bir eserdir.

Image and video hosting by TinyPic


Peygamberimizin doğum yıldönümlerinde okunan mevlitleri saygı ile dinlemek,

O’nun mübarek ruhuna salât ve selâm okumak hiç şüphesiz büyük

milletimizin Sevgili Peygamberimize olan engin sevgi ve bağlılığının

bir ifadesidir.
Bununla beraber, O’nun ahlâk ve fazilet dolu hayatını öğrenmek ve

kendimize örnek almak başta gelen görevlerimizdendir.

Asıl o zaman O’nun sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmış oluruz.

Image and video hosting by TinyPic


Yeryüzünü mânevî bir karanlık kaplamıştı.

Mevcudat, beşerin zulüm ve vahşetinden adeta mâteme bürünmüştü.

Göz¬yaşı döken gözler değil, ruh ve kalpler idi.

Kalp ve ruhların keder, elem ve gözyaşına âlem de iştirak etmiş,

sanki umumî yas ilan edilmişti!

Image and video hosting by TinyPic


Yeryüzü saadetin, sevincin ve huzurun kaynağı olan “tevhid”

inancından mahrumdu. Küfür ve şirk fırtınası, ruhları ve kalpleri

kasıp kavurmuştu. Gönüllerde tek mâbud yerine, birçok bâtıl ilâh

yer almıştı! Hakikî sahibini arayan ruhların feryadı ortalığı çınlatıyordu.

Image and video hosting by TinyPic


İnsanlar, birbirini yiyen canavarlar misâli vahşîleşmiş,

küfür, şirk, cehalet ve zulüm bataklığında boğulmaya yüz tutmuşlardı.

Zâlimin zulüm kamçısı altında mazlum inim inim inler hale gelmişti.

Image and video hosting by TinyPic


Âlem mahzun, varlıklar mahzun, gönüller mahzun ve

simalar mahzundu.
Akıl, ruh ve kalpleri mânevî kıskacı altına alıp olanca kuvvetiyle

sıkan bu küfür ve şirke, bu dalâlet ve cehalete, bu hüzün ve sıkıntıya

beşerin daha fazla katlanmasına Allah’ın sonsuz merhameti

elbette müsaade edemezdi! Bütün bunlara son verecek bir zâtı, ş

efkat ve merhametinin bir eseri olarak elbette gönderecekti!

Image and video hosting by TinyPic


İşte, o zât geliyordu!

Dünyanın mânevî şeklini beraberinde getirdiği nurla değiştirecek

eşsiz insan, Allah’ın Son Peygamberi geliyordu!

Cin ve inse ebedî saadetin yolunu gösterecek

Hz. Muhammed (a.s.m.) geliyordu!

Image and video hosting by TinyPic


O An…

Kâinat, hürmet ve haşyet içinde Efendisini beklemekte idi.

Her varlık, kendisine mahsus diliyle, hal ve hareketiyle bu emsâlsiz insana

“hoş-âmedî”de bulunmak üzere sevinç içinde hazır durumda idi.

Image and video hosting by TinyPic


Tarih: Milâdî 571, Nisan ayının yirmisi.

Fil Vak’asından elli veya elli beş gece sonra

Kamerî aylardan Rebiülevvel ayının on ikinci gecesi.

Mekke’de mütevazı bir ev. Günlerden Pazartesi.

Vakit, vakitlerin sultanı seher vakti.

Bu mütevazı evde ve bu eşsiz vakitte muazzam

ve eşsiz bir hadise vuku buldu:

Image and video hosting by TinyPic

Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed (a.s.m.),

dünyaya gözlerini açtı!

Bu göz açışla birlikte âlem, sanki birden elem ve mâtemini unutarak

sürura garkoldu. Karanlıklar, ânında nurla yırtılıverdi.

Kâinat, sevinç ve heyecan için¬de adeta,

“Doğdu ol saatte Sultan-ı Din Nura garkoldu semâvât-ü zemin”

diye haykırdı.

Image and video hosting by TinyPic


O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu.

Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed

Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren

bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.

Image and video hosting by TinyPic

 İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen

“Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?” sorularını, düğümlerini

çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece

insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız

eşyada bile yansımasını bulacaktı.

Image and video hosting by TinyPic


Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği

o gece neler oldu neler?

Image and video hosting by TinyPic


Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları

işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan

en önce onlar bu müjdeyi verdiler.

Image and video hosting by TinyPic


O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp “Bu yıldızın doğduğu gece

Ahmed doğmuştur” dediler.(1)

Image and video hosting by TinyPic


Bîr Yahudi İleri geleni Mekke’de Peygamberimizin doğduğu gece,

içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri

gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,

 “Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?” diye sordu.

– “Bilmiyoruz” diye cevap verdiler.

Yahudi, “Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!

Image and video hosting by TinyPic


“Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin.

Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu.

Eğer yanlışım varsa, Filistin’in kudsiyetini inkâr etmiş olayım.

Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak,

üzerinde tüyler bulunan bir ben var” dedi.

Image and video hosting by TinyPic


Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar.

Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar.

“Bu gece Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah’ın bir oğlu doğdu.

Adını Muhammed koydular.” haberini aldılar.

Ertesi gün Yahudiye vardılar:

Image and video hosting by TinyPic


“Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?”

dediler.

Yahudi “Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir,

sonra mıdır?” dedi.

Onlar, “Öncedir ve ismi Ahmed’dir” dediler.

Yahudi, “Beni ona götürün” dedi.
Yahudi ile beraber kalkıp Hz. Âmine’nin evine gittiler,

içeri girdiler.

Image and video hosting by TinyPic


Peygamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar.

Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce,

üzerine baygınlık geldi, fenalaştı. Kendine gelip ayıldığı sırada,

“Ne oldu sana, yazıklar olsun” dediler.

Image and video hosting by TinyPic


Yahudi, “Artık İsrailoğullarından peygamberlik gitti.

Ellerinden kitap da gitti. Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve

itibarları da kalmadı. Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir.

Image and video hosting by TinyPic


“Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size,

doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük

verilecektir” dedi.(2)

Image and video hosting by TinyPic


Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya

gelmeden görüp gördükleri çok manalıydı..

Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında,

“Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun.

Onu dünyaya getirdiğin zaman ‘Her hasetçinin şerrinden koruması için

bir ve tek olana sığınırım’ de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver.”

Image and video hosting by TinyPic


Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi,

Şam ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra’daki develerin uzanan

boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib’e anlatmıştı.(3)

Image and video hosting by TinyPic


Aynı gece Hz. Âmine’nin yanında bulunan Osman ibn Âs’ın annesinin

gördükleri de şöyle:

“O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş

gibi sarktıklarını gördük.”

Image and video hosting by TinyPic


Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre,

Miladi takvime göre 20 Nisan’a denk gelen gece idi.

Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti

olarak bir çanakla kapattılar.

Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak

ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki.

Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış,

Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu.(5)

Image and video hosting by TinyPic


Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç

ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin

kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.

Aynı gece Kabe’de tapılmakta olan cansız putların çoğunun

başaşağı devrildiği görüldü.

Image and video hosting by TinyPic


Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp

yerlere düştüğü öğrenildi.

Sava’da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.

Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin

sönüverdiği müşahede edildi.

Image and video hosting by TinyPic


Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yenidünyaya gelen zat

ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak

Allah’ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan

kaldıracaktır.(6)
İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle,

ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz.

Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak

onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.

Image and video hosting by TinyPic

Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i saniyesine

yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek 4

ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve

ne büyük bir saadettir.

Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin.

Image and video hosting by TinyPic/>

Image and video hosting by TinyPic

CUMÂ GÜNÜNÜN SÜNNETLERİ

Image and video hosting by TinyPic

Cumâ gününün 20 sünneti ve edebi vardır. Bunlar şunlardır:

Image and video hosting by TinyPic
1- Cumâyı Perşembe’den karşılamalıdır. Meselâ; yeni ve temiz elbiseyi hazırlamalı, işleri bitirip Cumâ’yı ibâdetle geçirmeye gayret etmeli.
Image and video hosting by TinyPic
2- Cumâ günü, Cumâ namazı için gusül abdesti almalı. (Bu gusül hakkında, farz diyenler de vardır.)

Image and video hosting by TinyPic
3- Başı tıraş etmeli. Sakalın bir tutamdan fazlasını ve tırnakları kesmeli ve beyaz giymeli.

Image and video hosting by TinyPic
4- Cumâ namazına mümkün olduğu kadar erken gitmeli.

Image and video hosting by TinyPic
5- Ön safa geçmek için, cemâatin omuzlarından aşmamalı.

Image and video hosting by TinyPic
6- Câmide namaz kılanın önünden geçmemeli.

Image and video hosting by TinyPic
7- Erken gidip birinci safta yer almalı.

Image and video hosting by TinyPic
8- İmam minbere çıktıktan sonra hiçbir şey söylememeli, ezanı da tekrar etmemeli.

Image and video hosting by TinyPic
9- Namazdan sonra, Fâtiha, Kâfirûn, İhlâs, Felak ve Nâs sûrelerini 7 defâ okumalı.

Image and video hosting by TinyPic
10- İkindiye kadar câmide kalıp, ibâdet etmeli.

Image and video hosting by TinyPic
11- Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından anlatan âlimlerin dersinde bulunmalı.

Image and video hosting by TinyPic
12- Cumâ günü duânın kabul olduğu vakti aramalı, bunun için hep ibâdet etmeli.
 

Image and video hosting by TinyPic

13- Cumâ günü çok salevât-ı şerîfe getirmeli.

Image and video hosting by TinyPic
14- Kur’ân-ı kerîm ve Kehf sûresini okumalı.

Image and video hosting by TinyPic
15- Az veya çok sadaka vermeli.

Image and video hosting by TinyPic
16- Ana-babayı veyâ bunların ve sâlih Müslümanların ve evliyânın kabirlerini ziyâret etmeli.

Image and video hosting by TinyPic
17- Ev halkının yemeklerini bol ve tatlı yapmalı.

Image and video hosting by TinyPic
18- Çok namaz kılmalı, namaz borcu olanlar kazâ namazlarını kılmalı.

Image and video hosting by TinyPic
19- Cumâ gününü, ibâdetle geçirmeli.

Image and video hosting by TinyPic

20- İkindiden sonra, seccâde üzerinde elinden geldiği kadar;

Image and video hosting by TinyPic

“Yâ Allah! Yâ Rahman! Yâ Rahîm! Yâ Kavî! Yâ Kadir!” deyip, sonra duâ etmeli

Image and video hosting by TinyPic

EVLAT DEDİĞİN…..

Image and video hosting by TinyPic
Yeni evli çift birbirleriyle anlaşıp evliliklerinin ilk gününde kapıyı kimseye açmamaya karar verdiler..
İlk olarak o gün damadın anne ve babası evli çiftleri görmeye geldi, hemen kapının arkasındaydılar. Kadın ve kocası birbirlerine baktılar, adam kapıyı açmak istedi ama eşi ile yaptığı anlaşma gereği kapıyı açmadı. Böylece anne ve babası daha fazla beklemeyip gittiler.
Aynı gün içerisinde bir süre sonra gelinin ailesi geldi. Eşler anlaşmaya rağmen birbirlerine baktılar. Gelin gözyaşları içerisinde bunu yapamam diye fısıldayıp kapıyı açtı. Eşi hiç bir şey söylemedi.
Yıllar sonra 4 oğlan çocuğunun ardından 5. Olarak kız çocukları dünyaya geldi. Baba yeni doğan kız çocuğu için büyük bir kutlama yapmayı planladı ve tüm tanıdıklarını davet etti. Sonra o gece eşi kocasına diğer 4 çocuğa böyle bir istediğini sordu. Eşi basit bir yanıt verdi:
Çünkü yalnızca kızım bana kapıyı açacak….
Kız çocukları her zaman özeldir……..??????
Kız çocukları özel midir? Yoksa anne babanın başına gelecek şeyler insanımıza böyle mi empoze ediliyor… Onu anlamış değilim.. Yani erkek çocuk insafsız mıdır? Hayır…Ama burada insafsızdır imajı verilmiş… Anne babasını sevmez mi? Hayır…. Burada sanki sevmezmiş gibi bir düşünce var. İşte bu gibi ters empozelerle evlatlarımız da bir an belki de şaşırabilir…
Kızlar bana gücenmesin evlatlar anne baba yanında daima özeldir. Onlar onlara Allah’ın emanetidir. Hiç bu emanet sevilmez mi?.. Aralarında ayırım yapamayız kızımız da oğlumuz da bizim canımızdır. Onların yeri kalbimizin en derinliklerinde bir yerlerde saklıdır…
Bu yazıyı yazdım neden mi?? Evlatlarımızın kıymetini bilelim.. Eğer bir insan Allah’ı bilirse ondan hiçbir zaman korkulmaz. Değil anne babası, yardıma ihtiyacı olan diğer insanların da yardımına koşar. Rabbim bizleri bu kapıdan ayırmasın. Biz bunların hayata geçirilmiş halini büyüklerden gördük.. Rabbim Onlara sağlık, sıhhat uzun ömür versin inşallah. AMİNN…
Image and video hosting by TinyPic

ALLAH BİLİYOR

 

Image and video hosting by TinyPic

Denemekten , Çabalamaktan Yorulup Cesaretin Kırıldığında,
Bil Ki…. .
Allah Ne Kadar Uğraştığını Görüyor…
Image and video hosting by TinyPic 
Kalbin Taş Kesilecek Kadar Ağladığında..
Bil Ki…. .
Allah Döktüğün Gözyaşlarını Sayıyor…
Image and video hosting by TinyPic 
Hayatın Durduğunu, Zamanın aleyhine işlediğini düşündüğünde
Bil Ki…. .
Allah Seni izliyor…
Image and video hosting by TinyPic 
Hayallerin Yıkılmış, Umudun Kalmamış Ve Kendi Kendine Neden Böyle Diye Soruyorsan
Bil Ki…. .
Allah Cevabını Biliyor…
Image and video hosting by TinyPic 
Hiç Neden Yokken içinde Tuhaf Bir Huzur Hissettiğinde,
Bil Ki…. .
Allah Sana Fısıldıyor..
Image and video hosting by TinyPic  
Bütün işlerin Yolunda Gidiyor Ve Teşekkür Etmek için Her An Bir Neden Daha Oluyorsa,
Bil Ki…. .
Allah Seni Kolluyor…
Image and video hosting by TinyPic 
Bütün Kalbinle Dilediğin şey Sonunda Gerçek Olduysa,
Bil Ki…. .
Allah Sana Gülümsüyor…
Image and video hosting by TinyPic 
Nerede Olursa n ol, Ne Düşünürsen Düşün, Ne Yaparsan Yap,
Bil Ki…. .

Allah Biliyor…….
Image and video hosting by TinyPic

Üç ayların eşiğindeyiz. Receb, Şaban ve Ramazan aylarının kendine has bir hazzı ve neşvesi vardır. Yüce Allah’ın müminlere ikram ettiği faziletli ve feyizli bir zaman dilimidir üç aylar. Yapılan duaların, isteklerin huzur-i ilahîye hemen ulaştığı, dökülen pişmanlık gözyaşlarının günahları silip yok ettiği kandiller geçididir.

Üç ayların müminler için değeri çok büyüktür. Nitekim Efendimiz s.a.v. Receb-i şerif girdiğinde şöyle dua etmiştir:

“Allahım, Receb ve Şabanı hakkımızda hayırlı ve mübarek kıl, bizi Ramazana ulaştır” (Ahmed b. Hanbel)

Üç ayların gelişi bizlere, mukaddes bir zaman dilimine girişimizi hatırlattığı gibi ömür yapraklarının da bir bir döküldüğünün habercisidir. Evet, hayat su gibi akıp gidiyor. Dün, hatası ve sevabı ile geçmiştir. Gelecek günleri yaşayacağımıza dair bir garantimiz de yok. İmam Gazâlî rh.a.’in buyurduğu gibi, “Ömür dediğin üç gündür. Dün geçmiştir, yarın meçhuldür. O halde ömür dediğin bir gündür.” Bir günlük ömrün kıymetini bilmek, yaratılış gayemize uygun olarak sadece Allah’a itaat etmek ve O’nun rızasını kazanmakla mümkündür.

Kandillerle Aydınlanan Geceler

Mevlid-i Nebî hariç diğer kandillerin hepsi mübarek üç aylar içindedir: Regâib, Berat, Mirac ve Kadir.

“Kuraklıktan çatlamış topraklar için su ne ise, amelsizlikten kurumuş kalpler için de kandil geceleri odur.” der büyükler. Kandiller gönül evlerimizi aydınlatan ışıklardır. Mübarek gecelere kandil isminin verilmesi, bugün artık kalmasa bile o gecelerde selâtîn camiler başta olmak üzere mescidlerin, tekkelerin, dergâhların sabaha kadar kandillerle aydınlatılmasından gelmekte…

Nasıl ki yakılan kandil etrafını, camiyi, mescidi aydınlatıyorsa, müminler de evrad ü ezkâr, ibadet, dua ve istiğfarla kendi ruhunu aydınlatmalıdır bu mübarek aylarda, mukaddes gecelerde. Kur’an-ı Kerim’deki benzetme ile Allah’ın nurunun bir kandil içinde yanması gibi (Nur Suresi, 35) kandil gecelerinde de ilahî nurlar ve feyzler mescidlerin, ibadet yerlerinin kubbelerinden, pencerelerinden içeri yağar, içinde yanar. Rasulullah s.a.v Efendimiz’in ifadeleriyle cemaatin üzerine ilahî bir sekine iner, Allah’ın rahmeti onları kuşatır, melekler kanatlarını onların altına serer ve Allah katındakilere onlardan bahseder. O gece Allah’ı ihlâsla ananlar, zikir meclislerinden affolunmuş olarak kalkarlar.

Üç aylara “çok sevaplı ibadet ayları” diyen Bediüzzaman Said-i Nursî k.s, onların kazandırdıkları sevap ve mükâfatlar bakımından, müminlerin önünde nasıl bir kademeli yükseliş vesilesi olduklarına şöyle işaret etmiştir: “Her bir hasenenin (iyiliğin ve ibadetin) sevabı başka vakitte on ise, Receb-i şerifte yüzden geçer, Şaban-ı muazzamada üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve leyle-i Kadirde (Kadir gecesinde) otuz bine çıkar.” (Şualar, 114. Şua)

Mesela başka zamanlarda okunan her bir Kur’an harfi için on sevap yazılmaktadır. Receb ayında bu sevap yüz olarak yazılır, Şabanda üç yüzü aşar, Ramazanda bine çıkar. Cuma gecelerinde binleri bulur. Kadir gecesinde de otuz bine ulaştığını düşünürsek, üç aylardaki mübarek vakitlerin ahiret sermayesi bakımından ne kadar kıymetli bir fırsat olduğunu anlayabiliriz.

Bereketli Zamanlar

Üç ayların başlangıcı olan Receb ayı, Ramazan-ı şerifin müjdeleyicisidir. Regâib ve Mirac geceleri Receb ayı içindedir.

Regaib, çok değerli hediye, bağış, içten gelerek ve yoğun bir şekilde arzu edilen şey anlamlarına gelir. Cenab-ı Hakk’ın, ilahî ihsan ve manevi hediyelerinin diğer zamanlardan daha çok tecelli etmesi ve samimi kalple Allah’a yönelenlerin affedilme ümitleri dolayısıyla, müminler tarafından heyecanla beklendiği ve gönülden arzulandığı için Receb ayının ilk Cma gecesine “Regâib Kandili” denmiştir.

Receb ayındaki bir diğer mübarek gece de Mirac kandilidir. Mirac, “yukarı çıkmak, yükselmek” anlamına gelir. Peygamber Efendimiz s.a.v.’in göğe yükselerek Cenab-ı Mevlâ’nın huzuruna kabul edildiği için bu geceye Mirac gecesi denmiştir. Hz. Peygamber s.a.v. hicretten bir buçuk yıl kadar önce Receb ayının yirmi yedinci gecesi, Cebrail a.s. vasıtasıyla Mekke’den alınmış, oradan Kudüs’deki Mescid-i Aksa’ya getirilmiş, burada peygamberlere imam olup namaz kıldırdıktan sonra Rabbü’l-Alemin’in huzuruna çıkarılmış ve pek çok ilahî ihsanla aynı gece geri dönmüştür.

, iyiliklerin çokça görülmesi sebebiyle bu aya Şaban denilmiştir. Şaban ayının on beşinci gecesi Berat kandilidir. Bu geceye, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle “Mübarek Gece”, günahların affı ve temize çıkarılma sebebiyle “Kurtuluş Gecesi” ve kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle de “Rahmet Gecesi” gibi adlar da verilmiştir.

Üç ayların sonuncusu ise mübarek Ramazan ayıdır. Bu mübarek ay teravih namazlarıyla, iftar ve sahurlarıyla, mukabeleleriyle, sahur öncesi teheccüdlerle, Kadir gecesiyle, hayır ve hasenatıyla, fitre ve zekâtıyla, bayramıyla sarar dünyamızı.

Alimlerimizin anlattığına göre Sahabe-i Kiram, altı ay boyunca Allah Tealâ’ya, kendilerini Ramazan ayına ulaştırması için dua ederler, yılın diğer altı ayında ise oruçlarının kabul edilmesi için Cenab-ı Hakk’a yalvarırlardı.

Üç ayların son kandili de Ramazan-ı şerif içindeki Kadir gecesidir. Kur’an-ı Kerim’de, Allah Tealâ bu ayın bin aydan daha faziletli olduğunu bildirmiştir.

Yeni Bir Fırsat

Üç aylar ve bu aylarda yer alan bu mübarek geceler, duaların Allah’a arz edilmesi, pişmanlık gözyaşlarıyla günahların silinmesi, yapılan ibadetlere verilen sevabın katlanması bakımından büyük fırsattır.

Peki, bu büyük fırsatı nasıl değerlendirmeliyiz?

Öncelikle böyle zamanlarda kulluğumuzu gözden geçirerek, eksik ve hatalarımızı ele almalı ve bunları düzeltebilmenin yollarını aramalıyız. Yani hesaba çekilmeden önce burada kendimizi hesaba çekmeliyiz ki ahiretteki hesabımız kolay olsun.

Üç ayları günahlarımızın affı için bir fırsat bilmeli ve bol bol tövbe ve istiğfarda bulunmalıyız. Özellikle Müslümanların içinde bulunduğu sıkıntıları düşünerek dua edip Allah’a yalvarmalıyız.

Eğer kaza namazlarımız varsa bunları kılmalı, kaza namazımız yoksa bile, çokça nafile namaz kılmaya çalışmalı ve özellikle geceleri iyi değerlendirmeliyiz. İmkânımız nispetinde çokça Kur’an-ı Kerim okumalıyız.

Akrabalarla, komşu ve dostlarımızla olan yakınlığımızı bir kat daha arttırmalı ve yapacağımız ziyaretlerle onların gönlünü almalıyız.

Etrafımızdaki fakir fukaraya yardım etmeli, imkânımız ölçüsünde sadaka vermeliyiz. Çünkü bu zaman dilimlerinde vereceğimiz sadakalar veya zekât bize kat kat sevap getirecektir.

Üç aylar ve mübarek geceler, öncelikle Rabbimize, ailemize, akrabalarımıza ve ülkemize karşı görev ve sorumluluklarımızı hatırlatmalı, hatalarımızdan ve günahlarımızdan tövbe etmemize vesile olmalıdır. Nitekim yüce Allah, engin rahmetine sığınıp tövbe etmemizle ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“(Ey Muhammed!) De ki: Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin, doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer, 39)

Rabbim cümlemizi bu mübarek ayları hakkıyla ihya edenlerden eylesin….

Nice Ramazanlar nice üç aylar gelip geçiyor….

Acaba onlardan istifade edebildik mi?

İnşaallah bu gelecek olan üç aylara yetişebilirsek

  Rabbim cümlemize hakkıyla ihya etmeyi nasip etsin …

AMİNNNN

Bir kullanıcının fotoğrafı.