Image and video hosting by TinyPic
   EDEB

Nakşibendi büyükleri, Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimizin öğrettiği hem zâhir hem de bâtıni edeplere sımsıkı sarılmışlardır.

Seyri sülük esnasındaki sohbet, vird, hatme ve diğer zikirler zâhirî edepler içine girer. Kalbin gaflet ve kötülüklerden temizlenmesi, nefsin terbiye edilmesi ve ruhun ilahi huzura yükselecek hâle getirilmesi de bâtınî edepler içine girer. Edeb, her şeyi gereğince ve yerince yapmaktır.

Bunun yolu da, bütün fikir ve fiillerde edeb abidesi, peygamberlerin imamı Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimize uymaktır. Bütün Allah dostları, Hak yolunda ne elde etmişlerse, Efendimi zin edebine uyarak elde etmişlerdir. Büyük veli Seriy es-Sakati: (k.s): “Edeb, aklın tercümanıdır.” demiştir. Demek ki herkes edebi kadar akıllı, aklı kadar şerefli, şerefi kadar kıymetlidir.

Edebine göre yapılmayan şeyler ne kadar çok olursa olsun fayda sağlamaz.

İnsan bir işin usulüne göre gitmez ise o işte ömrünü verse hayırlı bir sonuç alamaz. Allah’ın yeryüzündeki şahidi ve halifesi olan ariflere hürmet kalpteki takvadan ileri gelir. Onlara karşı edebi koruyamayan kimsenin tasavvuf yolunda hiç bir nasibi olmaz. Arifler: “Önce usul, sonra vusul” demişlerdir. Yani, maksadına ulaşmak isteyen kimse, önce o işin usulüne göre yola çıkarsa, hedefine varır, yoksa yolda kalır.

Büyük alim Abdullah b. Mubarek (r.a) ne güzel söylemiş:

“Bizler daha çok ilme değil, daha fazla edebe muhtacız.”

Hak yoluna giren talip için ana sermaye edeptir.

Edebi olmayanın Allah yolunda elde edeceği hiç bir şeyi yoktur.                           

EDEB, KALBTE, SÖZDE VE FİİLDE OLUR

Kalbin edebi, niyette ihlas ve samimiyettir.

Bunların sonucu, Allah için sevmek, Allah için vermek, Allah için yermek ve Allah için menetmektir. Bu hâl, imanın en yüksek zirvesidir ve kâmil insan olmanın alametidir. O, Allahu Tealanın sevdiği kullarına bir hediyesidir.

Büyükler, bu ahlakın ihsan mertebesi olduğunu ve vücuda ancak zati zikir sayesinde yerleşeceğini belirtiyorlar. Zati zikir; her yerde, her işte, her hâlde kalb, ruh, sır ve diğer latifelerle Allah’u Teâlâ’yı zikretmekten ibarettir. Gavs-ı Bilvanisî Seyyid Abdulhakim el-Hüseyni (k.s) zikir ve edep hakkındaki bir sohbetinde şöyle buyurmuştur:“Bakınız, bu milletin başına ne geldiyse gafletten geldi. Şah-ı Hazne (k.s): “gaflet kadar hiçbir kötü hâl yoktur” derdi.

Kimin başına ne geldiyse nefsinin hilelerinden gafil kaldığı için gelmiştir. Bir kişi kendi kuvveti ile gafleti terk edemiyorsa edebe sarılsın. Şöyle ki, Rabbim her an her yerde beni görüyor diye düşünsün ve o konuda nefsini zorlasın. Açık ve gizli edeplere uymakla insanın kalbi uyanır. Böylece gaflet yok olur.”

Sözün edebi, makama uygun söylenmesidir.

Her makam, ayrı bir tarz ve tavır ister. Her söz yerinde, zamanında, gereği kadar söylenirse değerli ve geçerlidir. Söz, hacet kadar sarf edilmelidir. Sözde yalan ve yapmacık olmamalıdır. Söz sahibinin sözü ile özü, içi ile dışı aynı olmalıdır. Mürşide ve müminlere karşı samimiyet ancak böyle mümkün olur.

Fiilin/işin edebi, makama uygun davranmaktır.

Her şahsın, her makamın, her ibadet ve taatın kendine has edebi vardır. Bütün edepler, sünnet-i seniyyede öğretilmiştir. Edep, Hakka ve halka karşı nasıl davranacağını bilmektir. Kısaca  güzel ahlaktır. Bu edepleri, tek tek öğrenmeli ve güç nisbetinde yapmalıdır.

İlim edeple güzel olur. Hak yolcusu ancak edeple yol alır. Zikir, edeple fayda verir. İbadet edeple yapılırsa Allah’a yükselir. Tövbe, edeple kabul edilir. Bunun için Allah dostları talebelerinden her işte edep ister, edep bekler. Tasavvuf yolunda, bütün menzil ve makamlarda insanın önüne tek levha çıkar:

“Edep Yâ Hû!”

YA SEVGİ YA EDEP…

 Allah için seven mümin, nefsinin keyfini değil, dinin ölçüsünü esas alır.

Din, kimi ve neyi sevmeyi emrediyorsa, mümin de onları sever, sevmelidir.

Buradaki sevgiden maksat, o şeyin sevilmesi ve hürmet edilmesi gerektiğini kabul edip, ona karşı gereken edebi korumaktır.

Allah için sevmek, Allah vergisidir; onu Allah’tan istemelidir.

 Muhabbet müdahale istemez, zorlamakla sevgi artmaz.

iş, onlara karşı davranışlarında adaletli olmak ve haklarına dikkat etmektir.

 Fakat her halde edep ve hukuk korunmalıdır. Mesela, her mümini sevmemiz ve üzerimize düşen hizmetlerini görmemiz emredilmiştir. Biz bazı müminleri sıcak bir sevgi ile sevemezsek, kendisiyle muhabbet edemesek bile, ona karşı edepli davranmamız gerekir.

 Mümin kardeşlerimizi nefsimiz kadar sevemesek de, onları kendimizden kötü görmemeliyiz. Beğenmesek de saygılı olmak zorundayız. Muhabbet olmasa da adalet bulunmalı, edep korunmalıdır. Bir insan hanımını ve çocuklarını Allah için sevmelidir.

 Diyelim ki kalbinde onlara karşı bir sevgi kalmadı. Bu durumda yapılacak

 

 Kalbimde bir sevgi yok diye onlara soğuk tavırlarla zulüm ve haksızlık yapmak,  sert davranmak, hatır yıkmak, haklarını ihmal etmek helal değildir. Böyle yaparsa zulüm yapmış olur, vebale girer. Bir hanım için de aynı şey söz konusudur.

 Bir mümin, manevi terbiyesine girdiği mürşidini Allah için çok sevmelidir. Sevilmesi gerektiğini bilmelidir. Fakat kalbinde ona karşı sıcak bir sevgi bulmazsa, bu durumda vesveseye düşmeye gerek yoktur.

 Hak yolcusu zahirî edebini korur ve ameline sarılırsa, terbiyesi devam eder, feyzi kesilmez. Kâmil mürşitler muhabbetin Allah vergisi olduğunu bilirler.

 Onlar zoraki muhabbet beklemezler. Zahirî edeplere dikkat edilmesini yeterli bulurlar. Edebe dikkat edene feyz ve terbiye vermeye devam ederler.

 Çünkü doktor hastasından kendisini sevmesini değil, tavsiye ve talimatlarına uymasını ister. Talimata uyan şifa bulur.

 Ancak insan kusuru kendinde arar, tevazu gösterir, boynunu büker ve Allah’u-tealadan yardım isterse, Allah’u-tealâ ona dostlarını sevdirir…

Sevgi dolu bir dünyada var olmak ümidiyle, Selam, sevgi, saygı ve dua ile, Allah’u-tealaya Emanet olun.

 

  Image and video hosting by TinyPic

 

Reklamlar