Image and video hosting by TinyPic

Mevlid Kandili:

Image and video hosting by TinyPic

İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber,

bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 yılında Kameri aylardan

Rebiü’l-evvel ayının 12. gecesi doğmuştur. Bu mübarek geceye “Mevlid Kandili” denir.

O’nun doğduğu çağda dünyanın her tarafında cehalet,

zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş, Allah inancı unutulmuş, i

nsanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş,

dünya yaşanmaz hale gelmişti.

 Image and video hosting by TinyPic


Sevgili Peygamberimizin tebliğ ettiği İslâm dini ile dünya aydınlandı,

tek Allah inancı ile kalpler nurlandı. Eşitlik, adalet ve kardeşlik geldi.

O’na inanan toplumlar gerçek huzura kavuştu. O’nun doğduğu gece,

insanlığın kurtuluşu için çok hayırlı ve mübarek bir başlangıçtır.

Image and video hosting by TinyPic


Bu gece, Müslümanlar arasında Yüzyıllardan beri büyük bir coşku

ile kutlanmakta, Sevgili Peygamberimiz derin bir saygı ile anılmaktadır.

Büyük Türk Âlimi Süleyman Çelebi tarafından yazılan ve asıl adı

“Vesiletün’Necat” olan mevlid kitabı O’nun doğumunu, üstünlüğünü

ve mucizelerini en güzel bir şekilde dile getiren değerli bir eserdir.

Image and video hosting by TinyPic


Peygamberimizin doğum yıldönümlerinde okunan mevlitleri saygı ile dinlemek,

O’nun mübarek ruhuna salât ve selâm okumak hiç şüphesiz büyük

milletimizin Sevgili Peygamberimize olan engin sevgi ve bağlılığının

bir ifadesidir.
Bununla beraber, O’nun ahlâk ve fazilet dolu hayatını öğrenmek ve

kendimize örnek almak başta gelen görevlerimizdendir.

Asıl o zaman O’nun sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmış oluruz.

Image and video hosting by TinyPic


Yeryüzünü mânevî bir karanlık kaplamıştı.

Mevcudat, beşerin zulüm ve vahşetinden adeta mâteme bürünmüştü.

Göz¬yaşı döken gözler değil, ruh ve kalpler idi.

Kalp ve ruhların keder, elem ve gözyaşına âlem de iştirak etmiş,

sanki umumî yas ilan edilmişti!

Image and video hosting by TinyPic


Yeryüzü saadetin, sevincin ve huzurun kaynağı olan “tevhid”

inancından mahrumdu. Küfür ve şirk fırtınası, ruhları ve kalpleri

kasıp kavurmuştu. Gönüllerde tek mâbud yerine, birçok bâtıl ilâh

yer almıştı! Hakikî sahibini arayan ruhların feryadı ortalığı çınlatıyordu.

Image and video hosting by TinyPic


İnsanlar, birbirini yiyen canavarlar misâli vahşîleşmiş,

küfür, şirk, cehalet ve zulüm bataklığında boğulmaya yüz tutmuşlardı.

Zâlimin zulüm kamçısı altında mazlum inim inim inler hale gelmişti.

Image and video hosting by TinyPic


Âlem mahzun, varlıklar mahzun, gönüller mahzun ve

simalar mahzundu.
Akıl, ruh ve kalpleri mânevî kıskacı altına alıp olanca kuvvetiyle

sıkan bu küfür ve şirke, bu dalâlet ve cehalete, bu hüzün ve sıkıntıya

beşerin daha fazla katlanmasına Allah’ın sonsuz merhameti

elbette müsaade edemezdi! Bütün bunlara son verecek bir zâtı, ş

efkat ve merhametinin bir eseri olarak elbette gönderecekti!

Image and video hosting by TinyPic


İşte, o zât geliyordu!

Dünyanın mânevî şeklini beraberinde getirdiği nurla değiştirecek

eşsiz insan, Allah’ın Son Peygamberi geliyordu!

Cin ve inse ebedî saadetin yolunu gösterecek

Hz. Muhammed (a.s.m.) geliyordu!

Image and video hosting by TinyPic


O An…

Kâinat, hürmet ve haşyet içinde Efendisini beklemekte idi.

Her varlık, kendisine mahsus diliyle, hal ve hareketiyle bu emsâlsiz insana

“hoş-âmedî”de bulunmak üzere sevinç içinde hazır durumda idi.

Image and video hosting by TinyPic


Tarih: Milâdî 571, Nisan ayının yirmisi.

Fil Vak’asından elli veya elli beş gece sonra

Kamerî aylardan Rebiülevvel ayının on ikinci gecesi.

Mekke’de mütevazı bir ev. Günlerden Pazartesi.

Vakit, vakitlerin sultanı seher vakti.

Bu mütevazı evde ve bu eşsiz vakitte muazzam

ve eşsiz bir hadise vuku buldu:

Image and video hosting by TinyPic

Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed (a.s.m.),

dünyaya gözlerini açtı!

Bu göz açışla birlikte âlem, sanki birden elem ve mâtemini unutarak

sürura garkoldu. Karanlıklar, ânında nurla yırtılıverdi.

Kâinat, sevinç ve heyecan için¬de adeta,

“Doğdu ol saatte Sultan-ı Din Nura garkoldu semâvât-ü zemin”

diye haykırdı.

Image and video hosting by TinyPic


O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu.

Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed

Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren

bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.

Image and video hosting by TinyPic

 İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen

“Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?” sorularını, düğümlerini

çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece

insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız

eşyada bile yansımasını bulacaktı.

Image and video hosting by TinyPic


Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği

o gece neler oldu neler?

Image and video hosting by TinyPic


Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları

işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan

en önce onlar bu müjdeyi verdiler.

Image and video hosting by TinyPic


O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp “Bu yıldızın doğduğu gece

Ahmed doğmuştur” dediler.(1)

Image and video hosting by TinyPic


Bîr Yahudi İleri geleni Mekke’de Peygamberimizin doğduğu gece,

içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri

gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,

 “Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?” diye sordu.

– “Bilmiyoruz” diye cevap verdiler.

Yahudi, “Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!

Image and video hosting by TinyPic


“Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin.

Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu.

Eğer yanlışım varsa, Filistin’in kudsiyetini inkâr etmiş olayım.

Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak,

üzerinde tüyler bulunan bir ben var” dedi.

Image and video hosting by TinyPic


Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar.

Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar.

“Bu gece Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah’ın bir oğlu doğdu.

Adını Muhammed koydular.” haberini aldılar.

Ertesi gün Yahudiye vardılar:

Image and video hosting by TinyPic


“Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?”

dediler.

Yahudi “Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir,

sonra mıdır?” dedi.

Onlar, “Öncedir ve ismi Ahmed’dir” dediler.

Yahudi, “Beni ona götürün” dedi.
Yahudi ile beraber kalkıp Hz. Âmine’nin evine gittiler,

içeri girdiler.

Image and video hosting by TinyPic


Peygamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar.

Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce,

üzerine baygınlık geldi, fenalaştı. Kendine gelip ayıldığı sırada,

“Ne oldu sana, yazıklar olsun” dediler.

Image and video hosting by TinyPic


Yahudi, “Artık İsrailoğullarından peygamberlik gitti.

Ellerinden kitap da gitti. Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve

itibarları da kalmadı. Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir.

Image and video hosting by TinyPic


“Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size,

doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük

verilecektir” dedi.(2)

Image and video hosting by TinyPic


Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya

gelmeden görüp gördükleri çok manalıydı..

Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında,

“Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun.

Onu dünyaya getirdiğin zaman ‘Her hasetçinin şerrinden koruması için

bir ve tek olana sığınırım’ de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver.”

Image and video hosting by TinyPic


Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi,

Şam ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra’daki develerin uzanan

boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib’e anlatmıştı.(3)

Image and video hosting by TinyPic


Aynı gece Hz. Âmine’nin yanında bulunan Osman ibn Âs’ın annesinin

gördükleri de şöyle:

“O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş

gibi sarktıklarını gördük.”

Image and video hosting by TinyPic


Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre,

Miladi takvime göre 20 Nisan’a denk gelen gece idi.

Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti

olarak bir çanakla kapattılar.

Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak

ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki.

Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış,

Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu.(5)

Image and video hosting by TinyPic


Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç

ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin

kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.

Aynı gece Kabe’de tapılmakta olan cansız putların çoğunun

başaşağı devrildiği görüldü.

Image and video hosting by TinyPic


Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp

yerlere düştüğü öğrenildi.

Sava’da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.

Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin

sönüverdiği müşahede edildi.

Image and video hosting by TinyPic


Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yenidünyaya gelen zat

ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak

Allah’ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan

kaldıracaktır.(6)
İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle,

ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz.

Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak

onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.

Image and video hosting by TinyPic

Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i saniyesine

yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek 4

ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve

ne büyük bir saadettir.

Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin.

Image and video hosting by TinyPic/>

Reklamlar