Archive for Mart 27, 2016


Image and video hosting by TinyPic

Bir bardak çay gibidir ömür…

Kiminin Ki Bir Dikişte Biter Kimininki İse Yudum Yudum…

Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar…
Üç Şeye Dikkat Etmek Gerekir Yaşamda…

Göz, Dil Ve Gönül…

Göz Ve Dile Hâkim Olmak Zor Ama Gönül’e Hâkimiyet Daha Güç…

Gönlü Sakınmak Lazım; Kin Nefret Ve Kıskançlık Yatağı Olmaktan…

Tereddütte Kalmamak, Ne İstediğini Bilmek Veyahut Neyi İsteyeceğimizi Bilmek…

Küstahlığa Düşmek Korkusu Da Var Tabi

İnsanın İçinde Davaya, Hayata Ve İlme Karşı…

Övünmek Korkusu Da Var Tabi İnsanın Küfre, Cisme Ve An’a Karşı…

Sanki Canavarın Esiri Gibi Bir Sağa Bir Sola Çarpıyor,

İstikrarsız Ekonomi Gibi Bir İleri Bir Geri Gidiyorsun… Enflasyonun Canavarı Olmuşuz Haberimiz Yok…
Karanlıkta Kaybolan Gölge Misali Silinmiş Hayattan,

Ayrılmak Zor Ama Sonu Bilmek Daha Zor… Hazan Mevsiminde Dökülen Yapraklar Gibi,

Tek Atımlık Kurşunu Kalmış Kovboy Gibi, Ölümün Soğukluğunu Hisseden Gladyatör Gibi,

Hızlı Adımlarla Çıkan Ve

Yine Hızlı Adımlarla Düşen Başarısızlıktan Korkan, Başarınca Başarısızlığı Unutan, Başarısız Bir Başarılı Gibi…
Ben Mutluluk Sınırlarını Aşıyorum… Asım’ın Nesliyiz Acıların İçinde…

Acılarımı Anıyorum Devamlı Günbegün…

Dost Görünen Düşmanlar, Düşman Olan Dostlar İle…

Aklımın Duru Olması Zihnimi Karmakarışık Yapıyor, Her Bölgesi Neden Ve Niçinler İle Dolu… Toprakta Çürüyen Beden Ve Saç,

Yoldaş Olan Kefenle Nefis, Peşime Düşen Sessiz Gölgeler…

Karanlık Sokaklarda Sessiz Ve Çaresiz Şikâyetname Hazırlamaktalar Hakkımda…

Öldü Dersiniz…

Ölümü Hak Edecek Yeterlilikte De Değilim Ama Medet Bekleyecek Tek Bir Kabı,

Felaha Çıkacak Bir Yol Vardır Belki…
Rengârenk Hayatın Renksiz Yaşamı Sonsuz Zamanın Ruhsuz Ecdadı

Yaşanmış An’ın Yaşanmamış Saati Susuz Bahçenin Solmuş Gülü…

Hayatın Acımasızlığı İle Ruhum Tevafuklar İle Ayakta…

Gül Yüzlülerin Hayranlığı Var Sana… Bunu Düşün Sükût Et…

Et Ki En Azından Adam Bilinesin Sükûtsuzlar Arasında…

Arkadaşlık, Dostluk Önemlidir …

Değerini Bilmek Gerekir Sırrını Paylaşabileceğin, Derdini Anlatabileceğin,

Üzüntünü Dile Getirebileceğin, Sevincini Haykırabileceğin

Bir Kişinin Çevrende Olması İnsana Hem Güven Hem De Mutluluk Verir

Sende Taşın Altına Elini Koyacaksın Ama Her Şeyi Başkasından Beklememelisin…

Kılıç Üzerinde Yürüyeceksin Ama Kılıç Hayatı Ve Seni Kesmeyecek…

Yok, Öyle Yağma…

Kalbini Açık Tutacaksın Hayata…

Kalbin Kör Olursa Gözler Görür Mü Ki Hiç…

Gözü Kör, Kalbi Kör, Yaramaz Bir Beden…

Palyaçolara Özendim… Yüzüm Sırıtırken İçime Kan Akıtıyorum…

Metafizik Âlemde Takılıyor, Patlamaya Hazır Bombaya Dönüşüyorum…

Saniyeler Var Patlamaya… İyiler Arasında Kötülük Yüklü Bir Bombayım…

Bütün Kötülükleri Yok Etmek Adına… İyiliğin Değerini Anlamak İçin Bu Yapılanlar…

Kötülük Olmasaydı İyiliğin Hiçbir Özelliği Kalmazdı Onun Değerini Ortaya Çıkarır Kötülük…

Bir Bardak Çay Gibi Ömür…

Kiminin Ki Bir Dikişte Biter Kimininki İse Yudum Yudum…

Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar

Reklamlar

Image and video hosting by TinyPic

Hizmet, Allah yolunda aklı, ilmi, malı, bedeni ve canıyla halka fayda vermek, ihtiyaç sahiplerin ihtiyacını gidermek, darda kalana el uzatmak, başkasının yükünü çekmek ve herkese rahmet olmaktır.

Arifler: “Hizmetteki edep hizmetten daha üstündür” demişlerdir.

Büyükler sûfîyi şöyle tarif ederler:

Sûfî, Allah için her şeyini feda eden kimsedir. Sûfî, toprak gibidir; herkesi üzerinde taşır. Nasıl ki toprağa bir pislik atılsa, toprak onu içine çeker temizler. Sonra güzel meyve ve çiçek olarak meydana çıkarır. Sûfî de böyledir; ona kim nasıl davranırsa davransın ondan sadece güzellik ve hayır ortaya çıkar.

İşte bütün hayatını Allah için halka hizmete adayanlar ve bununla Allah rızasını arayanlar, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) bu meşrep ve ahlâkını iyi tanımalıdır. Resûlullah Efendimiz (s.a.v) bütün insanlığı ve varlıkları hizmette hedef göstererek şöyle buyurmuştur:

 “Bütün halk Allah’ın ailesi durumundadır. Onların Allah’a en sevimlisi, O’nun ailesine (kullarına) en faydalı olandır.”  1

Arifler demişlerdir ki: “Bir kimse bütün halkı kendisi için bir aile ferdi gibi görmedikçe gerçek sûfî olamaz.”2

Nakşibendi yolunun pîri Şah-ı Nakşibend hazretleri, bu yolun usul ve meşrebini şöyle tarif etmiştir:

“Bizim usulümüz, halkın içinde Cenâb-ı Hak ile beraber olmaktır. Yolumuz sohbet ve halka hizmet yoludur. Halktan kaçmakta şöhret, şöhrette âfet vardır. Hayır, halkın içinde bulunup herkese Allah rızası için hizmet etmektedir.”3

Ashaptan Abdullah b. Abbas (r.a), Hz. Peygamber’in (s.a.v) mescidinde itikâfa girmişti. Yanına bir adam geldi, selâm verdi ve oturdu. İbn Abbas (r.a) adamın yüzüne baktı, onu biraz kederli gördü:

“Ey falanca! Seni kederli ve üzüntülü görüyorum, bir sıkıntın mı var?” diye sordu. Adam,

“Evet, ey Allah Resûlü’nün amcasının oğlu, falancanın üzerimde velâyet hakkı var, para karşılığında beni hürriyetime kavuşturdu. Fakat şu kabirde yatan Peygamber hakkı için söylüyorum, üstlendiğim borcu ödeyecek gücüm yok” dedi. İbn Abbas (r.a),

“Onunla senin hakkında konuşsam olur mu?” diye sordu. Adam,

“İstersen bir konuş” dedi. İbn Abbas (r.a) hemen ayakkabılarını giydi, mescitten çıktı. Adam,

“İtikâfta olduğunuzu unuttunuz herhalde!” diye hatırlatmada bulundu. İbn Abbas (r.a),

“Hayır unutmadım. Fakat ben şu kabirde yatan Hz. Peygamber’i (s.a.v) işittim. O aramızdan ayrılalı çok geçmedi” dedi ve bu arada İbn Abbas’ın gözlerinden yaşlar boşandı. Sözüne devam etti: Resûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Kim bir din kardeşinin ihtiyacını gidermek için yürür ve sıkıntısını giderirse, bu yaptığı onun için on senelik itikâftan daha hayırlıdır. Hâlbuki kim Allah Teâlâ’nın rızası için bir gün itikâfa girse Allah Teâlâ onunla cehennem ateşi arasında üç hendek koyar. Her bir hendeğin arası doğu ile batı arası kadar uzaktır.” 4

Hizmetin hedefi insandır. İnsanın terbiye ve terakkisine yardımcı olmayan hizmetler, aslında birer hezimet ve oyalanmadır.

Allah rızası için bir hizmetin içinde bulunmak kadar kazançlı bir iş yoktur. Rasulullah (s.a.v) Efendimiz hizmet ehlini şöyle övmektedir:

“Bir topluluk içinde en büyük sevabı, onlara hizmet eden alır.”  5

“İnsanların en hayırlısı, diğer insanlara en faydalı olandır.”  6

”Sadakaların en faziletlisi, Allah yolunda hizmet etmektir.”7

Menkıbe

1- Sıcağın pek şiddetli olduğu bir seferde Hazret-i Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem] uygun bir yerde konaklamışlardı. Sahabenin bir kısmı oruçlu, bir kısmı değildi. Oruçlu olanlar yorgunluktan uykuya daldılar. Oruçlu olmayanlarsa, oruçlulara abdest için su taşıdılar ve onlara gölgelenecek çadırlar kurdular. Ancak iftar vakti olunca Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] “-Bu gün, oruç tutmayanlar daha fazla kazandı.” buyurdu. Müslim Sıyam 100,101

2- Koca Osmanlı sultanı Yavuz Selîm Han’ın, mübarek beldeler devletine emanet edilip de hutbede kendisi hakkında:

“Hâkimü’l-Haremeyni’ş-Şerîfeyn / Mekke ve Medîne’nin hâkimi…” denilince yaşlı gözlerle imâma itiraz edip:

“Bilâkis Hâdimü’l-Haremeyni’ş-Şerîfeyn / Mekke ve Medîne’nin hizmetçisi…” dedirtmesi de hep ulvî bir hizmet anlayışının ve kulluktaki asıl gâyeyiidrâkin bir tezâhürüdür.

3-UbeydullâhAhrar -kuddisesirruh- eriştiği mertebeyi hizmetin bereketine atfederek şöyle buyurur:

“Biz bu dereceleri, tasavvuf kitaplarını okumaktan ziyâde, okuduklarımızı -imkân nisbetinde-tatbik etmek ve halka hizmet etmekle elde ettik. Herkesi bir yoldan götürürler, bizi de hizmet yolundan götürdüler”

4- Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’ne atfedilen şu menkıbe ne kadar ibretlidir:

Ramazan-ı Şerîf’teva’z u nasîhat için Erzurum’un bir köyüne dâvet edilen İbrahim Hakkı Hazretleri’ni alıp köye getirmek üzere, ücret karşılığında bu işleri yapan gayr-ı müslim bir hizmetçi, bir at ile gönderilmişti. Yola çıkıldı. Fakat binit bir tane olduğundan İbrahim Hakkı Hazretleri, Ömer -radıyallâhuanh-’ın Kudüs’e giderken, kölesiyle beraber nöbetleşe deveye binmesi husûsundaki ahlâk-ı hamîdesini tatbik etti. Gayr-ı müslim hizmetçi buna her ne kadar:

“–Köylüler bu durumu işitirlerse, beni azarlarlar; ücretimi de vermezler!” diye îtiraz etti ise de, Hazret:

“–Evlâdım, son nefeste hâlimizin ne olacağı meçhul! Sen köylülerin seni azarlamasından endişe ediyorsun, ben ise Allâh’ınhuzûrunda verilecek olan büyük hesaptan korkuyorum!..” buyurup ata binme işini sıraya koydu.

Hikmet-i ilâhî, tam köye girecekleri esnâda, tıpkı Hazret-i Ömer -radıyallâhuanh-’ınmisâlinde olduğu gibi, sıra hizmetçiye geldi. Köylülerden korkan adamcağız, hakkından ferâgat ettiğini belirterek, ata Hazret’in binmesini ısrarla istediyse de İbrahim Hakkı Hazretleri:

“–Sıra senindir!” dedi ve atın önünde yürüyerek köye girdi.

Halk bu hâli görünce, hemen hizmetçinin etrafını sardı ve:

“–Vay densiz! Gençliğine bakmadan ata kurulmuş, şu aksakallı ihtiyar üstâdı yürütmektesin ha! Bu mu senin sadâkatin?! Biz böyle mi tenbih ettik sana?!” şeklinde muhtelif ifâdelerle azarlamaya başladılar.

Durum bu minvâldeyken, İbrahim Hakkı Hazretleri’nin meseleyi îzâh etmesi üzerine azardan vazgeçtiler. O sırada köylülerden biri hizmetçiye:

“–Be adam! Bu kadar fazileti gördün ve yaşadın! Bârimüslüman ol!” dedi.

Hizmetçi, birkaç dakikalık sükûttan sonra oradakilere şu ibretli cevâbı verdi:

“–Eğer sizin dîninize dâvet ediyorsanız, aslâ! Ama şu mübârekzâtındînine dâvet ediyorsanız, o dîne daha yoldayken îmân ettim bile!..”

Kaynak: Arifler Yolunun Edepleri ,S.Saki  Haşimi

Image and video hosting by TinyPic