Category: GÜNCEL KONULAR


CUMANIZ MUBAREK OLSUN

Image and video hosting by TinyPic

EY RABBİMİZ…

Bütün ümitler sana bağlıdır, Ümitsizliğe düşürme bizi,
Ümit ver hepimize, Fazlından fazla fazla ver bize,
Ey Biricik ümidimiz, Senin adaletindir güvendiğimiz,
… Hiçbir hak senin yanında zayi olmaz , biliriz,
Hiçbir suçlu senin adaletinden kaçamaz, eminiz,
Zalimlerin katı kalplerine adaletinin korkusunu sal,
Ey adaletinden severek çekindiğimiz,
Bütün iyilikler sendendir biliriz, Zillete düşürme bizi,
Perişan etme hiçbirimizi, İyilik ver bize, Bolluk ver,
Hayır ver hepimize, Ey Keremini umduğumuz,
Affet bizi, Bağışla biz isyankarları,
Affını umuyoruz, Gufranını diliyoruz,
Ey bağışlamasını dilediğimiz, Sensiz sahibimiz,
Mülkündedir herşeyimiz, Elimizde olanlar senin elinden,
Sahip olduklarımıza sen sahipsin, Mülkünde yer ver bize,
Ey Biricik varisimiz, Saltanatın sınırsızdır senin,
Saltanatlar sensiz hükümsüzdür,
Sana kullukla sultan eyle bizi, Sana itaatle şereflendir hepimizi,
Hiç bitmeyen saltanatında ihya eyle bizi,
Ey Biricik sultanımız, Gördüklerimiz hep seni gösterir,
Duyduklarımız hep senden söz eder, Sevdiklerimiz hep seninle sevilir,
Gözümüzü senin ayetlerinle nurlandır, İşitmemizi seni ananları duymakla güzelleştir,
Kalbimizi seni sevmekle sevindir, Seni sevenleri sevmekle güzel eyle kalbimizi,
Ey! Biricik göz aydınlığımız, Rahmetin herşeyi kucaklamıştır senin,
Herşey her halinde her an, rahmetine muhtaç senin,
Rahmetini yay kalbimize, Merhametini dokundur tenimize,
Şefkatinle ferahlık ver ruhumuza, Ey! Rahmetini umduğumuz,
Gazabın haktır biliriz, İsyanımız kızdırır cehennemin alevlerini,
Kahrına galip getir rahmetini, Gazabını uzak eyle bizden,
Ey! Rahmetine sığındığımız, Herşeyin bilgisi senin yanında,
Olmuş olacak, gizli aşikar ne varsa hepsi senin ilminde,
Hiçbirşey meçhul değil sana, biliriz,
Bize eşyanın hakikatini bildir, Ey! Bilmediğimizi bize bildirenimiz,
Senki nefsimize çekemeyeceği yükü yüklemeszin biliriz,
Herşeyin anahtarı senin yanında, Zorluklarımızı lutfunla kolaylaştır,
Meşakkatlerimizi rahmetinle hafiflet, Kederlerimizi şefkatinle gider,
Ey! Kederleri açıp, meşakkatleri kaldıran rabbimiz,
Kalplerimizi en güzel hallerle hallendir,
Genişlik ver kalplerimize, Ey! Kalpleri halden hale koyan rabbimiz,
Seni bilmekle süsle kalplerimizi, Sana yakınlıkla ziynetlendir kalplerimizi,
Seni sevmekle güzelleştir, Sana inanmakla nurlandır kalplerimizi,
Senin vuslatınla ışıklandır kalplerimizi, Ümitsizliğin karanlığına düşürme kalplerimizi,
Ey! Kalplerimizi nurlandıran rabbimiz, Hidayetinle iyileştir kalplerimizi,
Ebedi saadet müjdesiyle şifa ver kalplerimize, Yokluğun acısına bırakma kalplerimizi,
Ebedi saadet müjdesiyle şifa ver kalplerimize,fena ve zeval derdiyle dertlendirme kalplerimizi,
Ey kalplerimize şifa veren rabbimiz, seni sevmekle tatmin eyle kalplerimizi,
Ebedi sevdalarına vuslat ver kalplerimizin, Senin muhabbetinle sevindir kalplerimizi,
Aşkının serinliğini ver kalplerimize, Ey! kalplerimizin sevgilisi rabimiz,
Sana yakınlıkla sevindir kalplerimizi, Seni tanımakla sıcaklık ver kalplerimize,
Sana yakınlığın hüsniyetini ver kalplerimize, Isındır kalplerimizi birbirine,
Ey! Kalplerimizi ısındıran rabbimiz, Sensin nurların nuru,
Sendendir bütün nurlar, nur ver bize, aydınlat ufkumuzu,
Ey! NUR , sensin nurları nurlandıran, sendendir ışık, sendendir gölge,
Gözaydınlığı ver bize, Aydınlat aklımızı Ey! NUR,
Sensin nurları tasvir eyleyen, sendendir suret sendendir renk,
Yüzümüzü kara çıkarma, alnımızı ak eyle, Ey NUR!,
Sensin Nurları yaratan, sendendir bütün aydınlıklar, karanlıkta bırakma bizi,
Yolumuzu aydınlık eyle Ey! NUR, Sensin Nurları takdir eyleyen,
Sendendir bütün sabahlar, Nursuz bırakma bizi, gönlümüzü aydınlık eyle,
Ey! NUR, sensin nurların tekbirini gören, sendendir bütün aydınlanmalar,
Gölgede bırakma bizi, Nur’umuzu daim eyle, Ey! NUR,
Sensin nurlardan önceki NUR, senin yaratmanla başlar bütün nurlar,
Yokluğun karanlığında bırakma bizi, başımızı Nur eyle, Ey! NUR,
Sensin Nurlardan sonraki NUR, senin taktirinle tamam olur bütün nurlar,
Kabrin karanlığında bırakma bizi, sonumuzu Nur eyle, Ey! NUR,
Sensin nurlar üstündeki NUR, senin yüceltmenl yücedir bütün nurlar,
Semamızı Nursuz bırakma, üstümüze nur eyle, Ey! NUR,
Sensin nurlara benzemeyen NUR, senin tecellilerinle aşinadır bütün nurlar bize,
Nur üstüne Nur ver bize, Nurumuzu Nur eyle, Ey! NUR,
Seni kusurdan tenzih eder, noksanlıkdan takdis ederiz,
Senden başka ilah yokki bize medet eylesin,
Birtek SENSİN, Birtek Sensin kurtuluşumuz, Birtek sensin sığındığımız,
İman ver bize, kurtuluş ver hepimize,
Bizi hiçliğin ateşinden kurtar,
Bizi senden uzaklığın cehenneminden al,
Ey! Rabbimiz…

Reklamlar

Image and video hosting by TinyPic

 

RECEP AYININ FAZİLETİ VE AMELLERİ

Recep, Şaban ve Ramazan ayları ibadet ve maneviyat olarak diğer aylara göre daha üstün bir şeref ve fazilete sahiptir.

Hz. Resul-ü Ekrem’den (s.a.v.) nakledilen bir hadisinde şöyle buyurmaktadır: “Recep Allah’ın büyük ayıdır. Hiçbir ay hürmet ve fazilette bu aya ulaşamaz. Bu ayda kâfirlerle savaş haramdır. Şunu bilin ki Recep Allah’ın ayı, Şaban benim ayım ve Ramazan ümmetimin ayıdır. Kim Recep ayının bir gününü oruç tutarsa, Allah’ın rızasını kazanmış olur. Allah’ın gazabı ondan uzaklaşır ve cehennem kapılarından birisi onun yüzüne kapanır.”

İmam Musa Kazım’dan (a.s) şöyle rivayet edilir: “Kim Recepten bir gün oruç tutarsa, cehennem ateşi bir yıllık mesafe ondan uzaklaşır. Kim üç gün oruç tutarsa, cennet ona farz olur.” Demiştir:

“Recep benim ümmetim için mağfiret dileme ayıdır. Bu ayda istiğfar edin (tevbe edin ve bağışlanma dileyin.) Zira Hak Teala, çok bağışlayan ve rahimdir. Recep ayına “Asabb” (dökülen) denir; zira bu ayda benim ümmetimin üzerine çok rahmet dökülür. O halde şu zikri çok söyleyin:

 

“Esteğfirullahe ve es’eluhu’t-tevbe.”

“Allah’tan mağfiret ve tevbe diliyorum.”

İbn-i Babeveyh, Salim’den şöyle rivayet etmiştir:

“Ben Recep ayının sonuna bir kaç gün kala İmam Sadık’ın (a.s) yanına gitmiştim. Beni görür-görmez şöyle buyurdu:

“Ey Salim! Bu ayda hiç oruç tuttun mu?” “Hayır vallahi” dedim “ey Resulullah’ın oğlu!” İmam (a.s) şöyle buyurdu: “O kadar sevap kaybetmişsin ki miktarını ancak Allah (c.c) bilir. Bu, Allah’ın üstün kıldığı ve hürmetini yücelttiği bir aydır. Bu ayda oruç tutanları kendi ikram ve değerlendirmesine mazhar kılmayı kendisine farz kılmıştır. Salim diyor ki ben: “Ey Resulullah’ın oğlu, eğer bu ayın kalan günlerini oruç tutarsam, bu ayda oruç tutanların sevabının bir kısmını elde etmiş olabilir miyim? diye sorduğumda şöyle buyurdu: “Ey Salim! Kim bu ayın sonundan bir gün oruç tutarsa, ölüm anındaki can çekişme ve rahatsızlıklardan, ölüm sonrasının dehşetinden ve kabir azabından kurtulur. Kim bu ayın sonundan iki gün oruç tutarsa, Sırat’tan kolaylıkla geçer ve kim bu ayın sonundan üç gün oruç tutarsa, kıyamet gününün büyük korkusu, dehşet ve zorluklarından kurtulur ve kendisine cehennem ateşinden kurtuluş beratı verilir.”

 

BU AYDA ORUÇ TUTAMAYANLAR İÇİN ZİKİR

Kısaca Recep ayını orucuyla ilgili çok fazilet ve sevap nakledilmiştir. (Bazı mazeretlerden dolayı) Recep ayının orucunu tutamayan birisi, her gün yüz defa şu zikri söylerse recep ayının orucunun sevabını (kısmen de olsa) idrak etmiş olur:

 

“Subhan’el-İlah’il-celîl. Subhane men la yenbeğî’t-tesbîhu illa leh.

 

Subhan’el-eazz’il-ekrem. Subhane men lebise’l-izze ve huve lehu ehl.”

Anlamı: Münezzehtir yüce İlâh. Münezzehtir kendisinden başkasına tessbih ve takdis yakışmayan. Münezzehtir en büyük izzet ve kerem sahibi. Münezzehtir layık olduğu halde izzet libasını giyen. –Allah-.

BU AYDA HER GÜN NAMAZLARDAN SONRA OKUNAN DUA

Seyyid İbn-i Tavus, (r.a) Muhammed İbn-i Zekvan’dan (r.a) şöyle naklediyor: “İmam Cafer Sadık’a (a.s); “Canım sana feda olsun, işte Recep ayına girmiş bulunuyoruz; Allah’ın beni faydalandıracağı bir duayı bana öğretmenizi istiyorum” dedim. İmam (a.s) yaz diye buyurdu:

“Bismillahirrahmanirrahim”

Recep ayının her gününde akşam, sabah, gece ve gündüz kıldığın namazların ardından şu duayı oku:

“Ya men ercûhu li-kulli hayr; ve âmenu sehatehu inde kulli şerr.

 

Ya men yu’ti’l-kesîre bi’l-galîl. Ya men yu’tî men seeleh.

 

Ya men yu’tî men lem yes’elhu ve men lem ye’rifhu bi-mes’eletî iyyake

 

cemîe hayr’id-dunya ve cemîe hayr’il-ahire, vasrif annî bi-mes’eletî

 

iyyake cemîe şerr’id-dunya ve şerr’il-ahire.

 

Feinnehu ğayru mengûsin ma e’teyte ve zidnî min fazlike ya kerîm.”

Ravi şöyle devam ediyor; sonra İmam (a.s) sol eliyle sakalını tuttuğu halde sağ işaret parmağını hareket ettirerek bu duayı okudu ve ardından şu cümleleri ekledi:

 

“Ya ze’l-celâli ve’l-ikram. Ya ze’n-ne’mai ve’l-cûd.

 

Ya ze’l-menni ve’t-tavl. Harrim şeybetî ale’n-nâr.”

Anlamı: Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Ey her hayrını ümid ettiğim ve her kötülükte gazabından güvencede olmayı umduğum (rabbim)! Ey aza karşılık çok veren; ey rahmet ve şefkatinden dolayı isteyene de, istemeyene de veren. Sana yalvarıyorum, dünya ve ahiret hayrının hepsinden bana da nasip buyur. Bütün dünya ve ahiret şerrini benden uzaklaştır. Kendi fazl-u kereminden bana verdiğini artır ey Kerim (Allah)!

Ey celal ve kerem sahibi, ey –sonsuz- nimetler ve cömertlik sahibi, ey bağış ve ihsan sahibi, şu beyaz sakalımı -cehennem- ateşine haram (yasak) kıl.

EVLAT DEDİĞİN…..

Image and video hosting by TinyPic
Yeni evli çift birbirleriyle anlaşıp evliliklerinin ilk gününde kapıyı kimseye açmamaya karar verdiler..
İlk olarak o gün damadın anne ve babası evli çiftleri görmeye geldi, hemen kapının arkasındaydılar. Kadın ve kocası birbirlerine baktılar, adam kapıyı açmak istedi ama eşi ile yaptığı anlaşma gereği kapıyı açmadı. Böylece anne ve babası daha fazla beklemeyip gittiler.
Aynı gün içerisinde bir süre sonra gelinin ailesi geldi. Eşler anlaşmaya rağmen birbirlerine baktılar. Gelin gözyaşları içerisinde bunu yapamam diye fısıldayıp kapıyı açtı. Eşi hiç bir şey söylemedi.
Yıllar sonra 4 oğlan çocuğunun ardından 5. Olarak kız çocukları dünyaya geldi. Baba yeni doğan kız çocuğu için büyük bir kutlama yapmayı planladı ve tüm tanıdıklarını davet etti. Sonra o gece eşi kocasına diğer 4 çocuğa böyle bir istediğini sordu. Eşi basit bir yanıt verdi:
Çünkü yalnızca kızım bana kapıyı açacak….
Kız çocukları her zaman özeldir……..??????
Kız çocukları özel midir? Yoksa anne babanın başına gelecek şeyler insanımıza böyle mi empoze ediliyor… Onu anlamış değilim.. Yani erkek çocuk insafsız mıdır? Hayır…Ama burada insafsızdır imajı verilmiş… Anne babasını sevmez mi? Hayır…. Burada sanki sevmezmiş gibi bir düşünce var. İşte bu gibi ters empozelerle evlatlarımız da bir an belki de şaşırabilir…
Kızlar bana gücenmesin evlatlar anne baba yanında daima özeldir. Onlar onlara Allah’ın emanetidir. Hiç bu emanet sevilmez mi?.. Aralarında ayırım yapamayız kızımız da oğlumuz da bizim canımızdır. Onların yeri kalbimizin en derinliklerinde bir yerlerde saklıdır…
Bu yazıyı yazdım neden mi?? Evlatlarımızın kıymetini bilelim.. Eğer bir insan Allah’ı bilirse ondan hiçbir zaman korkulmaz. Değil anne babası, yardıma ihtiyacı olan diğer insanların da yardımına koşar. Rabbim bizleri bu kapıdan ayırmasın. Biz bunların hayata geçirilmiş halini büyüklerden gördük.. Rabbim Onlara sağlık, sıhhat uzun ömür versin inşallah. AMİNN…
Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic

*Bir gün bir dağ güneşle birlikte güne uyandı. Rüzgarın esintisiyle
ağaçlarının dallarını sallaya sallaya esneyerek gerindi. Güneş pırıl pırıl
ufukta tam karşısından doğuyor, onunla arasında masmavi bir deniz çarşaf gibi günü karşılıyordu.

Dedi ki, “Ben ne güzel bir yerdeyim, önüm masmavi bir deniz ve her gün güneş
bana gülümseyerek gün başlıyor.”

Gökyüzünde küme küme bulutlar pamuk yığınlarını andırıyordu.

Martılar çoktan uyanmış gökyüzünde dans ediyorlardı. O sırada dağ bir debaktı ki, eteklerinde bir minicik fare denize doğru yürüyor.

“İiiiiiiiihhhhhh , bu da ne? Bu küçük fare benim manzaramı şimdi neden
bozuyor?”

Onun oradan bir an önce gitmesini istedi ve şöyle bir titredi.

Tepeden aşağıya doğru bir kaç taş hızla yuvarlanmaya başladı. Fare sesi
duyunca hemen bir yüksek kayanın üstüne sıçradı ve oraya yerleşti. Düşen taşlarda ona hiç bir zarar vermedi.

Farecik de başladı denizin güzelliğini seyre…

Ara ara atlayan zıplayan balıklar denizin duruluğunda küçük halkalar
oluşturuyordu.

Deniz dağın sıkıntısını anladı ve dağa seslendi:

“Neden böyle bir günde bir küçük fare için mutsuzluk oyununa başlıyorsun ki?
Bak ben dümdüzken balıklar da benim duruluğumu bozuyorlar. Ben onlara
kızıyor muyum? Biliyorum ki onlar bensiz ben onlarsız olamayız. Sen de
seninle birlikte yaşamak zorunda olanlara kollarını açmalısın. Güneş hiç
bulutlara bozuluyor mu?

Benim ışınlarımı engelliyorlar diye kızıyor mu?

Kabul et gerçeği, her şey bir şeylerle bütün aslında. Fark ve güzellik de
burada. Bu sayede her gün ayrı bir şey öğretiyor bize;

 her gün ayrı bir ders veriyor.

 Sen iyisi mi sadece SEYRET, SUS ve DİNLE.”

Dağ denize sordu:

“SEYRET, SUS ve DİNLE? O da ne demek?”

Deniz, “Bak… Seyrettiğinde güzellikleri göreceksin… Sustuğunda kendinden
başkalarının söylediklerini duyabileceksin…

Dinlediğindeyse onlardan öğrendiklerini uygulama fırsatı bulabileceksin…”*

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic
Analık nedir Annem?” derdim de anacığıma; “Ben ol da bil” derdi Mevlânaca.. Ben ol da bil! “Sen” oldum annem bak!.. “Sen” oldum ve bildim neymiş bu işin yürekcesi..

Hani “Köpekler bile “ana” olmasın” derdin ya hep, o ızdıraplı yüreğinle, o engin şefkatinle.. Anlamazdık o zaman biz zamâneler..

“Zor kızım, çok zor analık” derdin ardından derin bir iç çekişle..

Zormuş anam.. Ana olmak “Hiç” ken “Hep” olmakmış meğer..Çoğalmakmış durmadan.. Dünyaya meydan okumak, mazi ve istikbâli sırtlamak, pervâsız      bir gözü karalıkmış.. Zormuş Annem..Olduk, gördük, bildik bak.. Ana olmak meğer; Kor ateşlerde üşümesi, kara kışlarda buz kesmesiymiş yüreğin.. Hep; “Ben!” derken, Artık; “O”, “İllâ O!” demesiymiş.. Hiç varmayacağı kapıları çalması, hiç ederek ömrünü, adanmasıymış.. Hiç kızmaması yüreğin,           almayı hiç düşünmeden hep vermesiymiş.. Hep sarıp-sarmalaması, hiç hesap sormadan, hep dost hep yâr olmasıymış.. Zormuş Anam.. Meğer ölümüne bir kara sevdaymış analık.. Olduk, gördük, bildik bak.. Gözlemleyin kadınları; Değişirler hep “Anne” olunca.. Bir metamorfoz belki analık; Tırtılken kelebek olmak Artık gözleri, elleri-ayakları, akıl ve yüreği tüm âzâları ve dahî hayalleri, tüm vakitleri ve hayata dâir hesapları O’na ait değildir..

Karşılıksız-hesapsız ve de gönüllü olarak bağışlar yavrusuna tüm varlığını Anne.. Ve dikkat edin, her kadın bir başka güzelleşir “Anne” olunca.. Ezelden biçilen bir kostüm gibi, “Analık” yakışır her kadına.. O, artık “Anne gibi” güler, “Anne gibi” bakar, “Anne gibi”kokar.. Ve hayatta hiç kimse ne “Anne gibi” kokar ne “Anne gibi” bakar ne de onun gibi yanar.. Ve böylelikle tüm anneler, Yaratan’dan kokular, esintiler taşırlar dünyamıza.. Her Anne Yaratıcı’ya âyinedir.. En çok Hâlıq ve Vedud ismi yansır onlarda.. Ve hayat boyu, binbir esmâyı seyrederiz o kocaman yüreklerde.. İşte bu yüzden, kaç yaşında olursak olalım, bizler için hep, Hiç eskimeyen bir ihtiram, çoşkun bir muhabbet, hep meylettiren bir çekim alanıdırlar.. İşte bu tutkunluk, hesapsız adanışlarının karşılığıdır onlara, Yaradan’dan.. Ve bir gün bizden gittiklerinde..İçimizin bir yanı, ömür boyu hep titreşir onlar için.. Hiç sönmeyen bir yangın, zaman zaman yakar alevlenir, asla dolmaz boşlukları.. Alıp gitmişlerdir çünkü canlarımızın bir parçasını..

Öyledir, her Anne giderken, yüreğini emanet bırakır yavrusuna ve bir parça yavrusundan alır da öyle gider çünkü.. Ve bu yürek aktarımı, annenin sesi, nefesi, gözleri, sözleri ve o kocaman yüreği, ezelî bir miras gibi devredilir nesilden nesile.. İşte dünyayı îmar eden, ayakta tutan bu Ana Yürekleridir! Nasıl emânetse yavrular annelerine bir vakit, Öylece emânettir her anne de yavrusuna.. “Of!” bile demeden, sakın ha incitmeden, Sahip çıksın herkes emânetlerine aman! Yavrularına iki dünya bağışlayan ANAlara ve cennetlerini kazanan canlara müjdeler olsun

Ak saçlı, ak yürekli Anacığıma dua olsun bu yazı.. Ruhuna Fatiha

Image and video hosting by TinyPic

BUZLARIN ÜSTÜNDE ufak adımlarla yürüyen insanlar
kimi zaman bir yere, kimi zaman birbirlerine yaslanıyorlar. Soğuğa ve buza
rağmen yollara düşmüş kimseler var.

İşte böyle buzların her yeri kapladığı bir gün yine,
kocaman binanın giriş kapısına ulaşabilenler, okları takip ederek yürüyorlar.
Farklı farklı okları takip eden insanlar, nihayet gitmek istedikleri yere
yaklaşıyorlar.

İki ayrı tabela: “Sağlam Çocuk Polikliniği” ve
“Çocuk Hastaları Onkoloji-Kanser Hastalıkları-Bölümü” yazıyor üzerlerinde.

İki anne, iki çocuk burada yollarını ayırıyor.

Yollar ayrıldığında, suretler değişiyor. Kalbe hâkim
duygular farklılaşıyor.

Bir tarafta şükür ve bast hali, bir tarafta dua ve
hüzün hali…

İki anne, iki evlatla imtihan oluyor.

Birinin ciğerinde bir yangın var, diğerinin ise
sürur ile dolu bir kalbi.

İki yolcu aslında iki anne. Ellerinden tuttukları
emanetleri ile dünyanın yerlerinden bir yerde yürüyen… Yürüyen âlem-i bekâya.
Yürüyen, hayatlarının merkezine oturttukları çocukları ile.

Ve bir doktor, bu iki anneyi de, başka pek çok
anneleri de gören… Gördükçe anneleri, hayatın ne tür imtihanlarla insanların
karşısına geldiğine biraz daha şahit olan…

Çocuk hastalıkları servisine girdiği günden beri,
şimdiye dek hiç görmediği kadar çok hasta çocukla birlikte annelerine
rastlamış. Kimi bebeklerin annesiz, çaresiz ve hasta olarak karşısına çıktığını
da defalarca tecrübe etmiş bir doktor.

İmtihanın ayrı ayrı veçheleri…

Beş aylık bebeği doğduğundan beri hastaneden başka
bir yerde kalmamış, toprağa uzun zamandır basmamış anneler var orada. Beş ay
önce tanımadığı, yüzünü bile görmediği bebeğine, hasta olarak dünyaya
geldiğinden beri, beş aydır sınırsız bir ihtimam gösteren anneler. Ne büyüktür
sevgin ey Rabbim, merhametin ne büyüktür!

Hayatı tümüyle değişmiş, alıştığı, sevdiği, bildiği
ve gördüğü şeylerin hepsi geride kalmış bu kimseleri gördüğünde, insan kendi
hayatını sorguluyor.

Basit alışkanlıklarımızın, günlük rahatlıklarımızın
elimizden alındığı zamanlarda gösterdiğimiz tepkileri ve büründüğümüz kasvetli
halet-i rûhiyeyi düşünüyorum, bir de hayatın başka cephesinde neler
yaşandığını…

Kimilerinin hakiki dertlerini, kimilerinin de
dertsiz başlarına dert edindiklerini…

Kimsesizler yurdundan gelen zatürree olmuş
bebeklerin bir refakatçileri olmadığını görmek, annesiz bebeklerle kucaklaşmak,
ağlayanların bir kucakta sustuğunu görmek neler hissettirir insana…

İnsan neye ağlayacağını, ne şekilde dua edeceğini
şaşırır onların o hallerini gördüğünde…

Sahipsiz, sevgisiz bunca çocuk, bunca yaralı varken,
okşanacak yetim başlarının nicedir bir el ile karşılaşmadığını görmek, insanın
büyüttüğü dertlerini unutmaya yeter de artar bile.

Tolstoy’un İnsan Ne ile Yaşar hikayesi, bir bebeğin
yaşaması için anne ve babaya muhtaç olmadığı anlatmıştır hani. İnsan yaşamak
için bir tek Allah’a muhtaçtır. Allah kimsesizlerin kimsesidir.

Ama ya anneler, babalar? Kendilerine gönderilen
emanet yavrularına onlar muhtaçtır belki. Onlar bu sevgi ve merhameti
hissetmeye muhtaçlar. Hastane koridorları öyle söylüyor.

Zahiri hüzünlü annelerin kalplerinin ne denli büyük
ufuklara yelken açacağını kimse bilemez.

Şefkatle erimiş bir geçmiş zaman manzarasının her
hatasını ayrı yıkayıp temizleyecek gözyaşlarının pıtır pıtır düşmesi üzmez
kimseyi. Mutlu eder. Birlikte bir-iki yaş da gözyaşlarını izleyenin gözlerinden
düşer.

Elleri koynunda annelerin. Yaşadıkları imtihanla,
kalbine yönelip Allah’ın ilminden nasiplenebildiği kadar nasiplenen ve sonra
elini koynundan aydınlanmış, ışıl ışıl bir el ,yani bir Yed-i Beyzâ olarak
çıkaran Musa aleyhisselam gibi çıkar inşaallah anne elleri. Bu ışıltıyla bu
imanla pür-nur olur bebeklerin de ömürleri…

Rabbim, imtihan sırrını kavrayıp elini kalbine
değdiren tüm kulların ellerini inayeti ile birer yed-i beyzâ eylesin

AFFETMEK

 

SON ZAMANLARDA Kutsi nebinin şu sözü ne kadar da kulaklarımda çınlıyor. “Lâ tağdab/ Öfkelenme!). Fesahatine hayran kalarak zikrediyorum bu hadisi. Aczimi itiraf ediyorum, kusurumu biliyorum. Ben çok çabuk öfkeleniyorum. Ama neyse ki çok çabuk da affediyorum. Varlığımın hakikatine vararak kendimi affediyorum. Önce kendimle savaşıma son veriyorum. Öfkelenebileceğimi kabullenmekle işe başlıyorum. “Öfkelenmek beşeri bir olaydır, fakat bilahare sakinleşmemek ve affetmemek ayıplanacak iğrenç bir harekettir” sözüne tutunuyorum.

İnsan kendine yapılan haksızlığı nasıl affedebilir? İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ında denildiği gibi, “Yanlış işlerin afv edilebilmesi için, işleyenlerce bunların suç olduğunun bilinmesi lazımdır. Bu işleri yapanların pişman olması lazımdır. Böyle olmazsa afv etmek doğru olmaz” diye mi düşünmelidir? Yoksa İmam bu sözleri kamusal suçlar, yahut başkalarına yapılan zulümler için mi söylemiştir?

Özür dilenmesini, hatanın anlaşılmasını beklemek çok yıpratıcı bir süreç. İnsan kendi duygularını bir başkasına endekslememeli. O pişman olursa affederim demek insanı ötekine bağlıyor. Fıtrat özgürlük istiyor, kimsenin kayd-u şartı ile bağlı olmamak. Affedemediğim her insanı sırtımda taşıyorum. Kalbime bir düğüm atılıyor. Küstüğüm insanlar adedince düğümler. Çektiğimde düğümleri çözüverecek, beni serbest bırakacak bir ip olmalı. Başım ağrıyor, midem bulanıyor, yoruluyorum kin tutmaktan. Bağrında kor ateşle yaşamak gibi kin tutmak. Kendi iyiliğim için o ipi çekmeliyim, affetmeliyim.

Affetmek bilgeliktir. Öncelikle bizi, incindiğimiz olayın ardındaki hikmet elini görmeye zorlar. Sonra bizi inciten insana hiç bakmak istemesek de onu iyice gözlemlemeyi, onun hakkında düşünmeyi, empati yeteneğimizi sonuna dek kullanmayı, onunla hemhal olmayı gerektirir. Her insana derinlemesine baktığımızda, içindeki insan-ı kâmil çekirdeğini görürüz. Kemalden çok uzak olsa da, onda tecelli eden güzel isimleri uzaktan uzağa sezeriz. Onda arızi olan kusurları fark ederiz. O kusurlara düştüğü anı, ardındaki sebepleri, psikolojik dinamikleri inceleriz ve onu anlarız. Ona hak vermesek de, davranışını artık kendimize izah edebiliriz. Ve insan bir şeyin bilgisine sahipse bu onu üstün kılar. Sizi ezdiğini düşündüğünüz birine karşı, size haktan gelen moral üstünlük, aslında ezilmediğinizi fark ediş, onu affetmenizi mümkün kılar. Goethe’nin veciz sözünü anımsarsınız hikmetin koynunda “Hiç kimse, affettiği zaman olduğu kadar yükselemez.”

Affetmek rahmettir. Onun, sizin hakkınızı sırtında taşımaktan kurtulması, daha çabuk ayağa kalkmasına, toparlanmasına yardım eder. Üzerindeki “Ah!”ları biraz azaltarak şefkat edersiniz ona. Hz İsa’nın “Düşmanınızı sevin” sözünü böyle anlamak gerek. Affederek ona, kendini affetme imkânı tanırsınız, Allah’ın onu affedebileceğine dair bir umut çakarsınız gözlerine. Size zulmederken kendisine neler yaptığını, hangi latifelerini öldürdüğünü, kendini nasıl karanlıklara attığını, kalbine nasıl bir bıçak sapladığını acıyarak anlarsınız. Allah’tan gelecek afv-u mağfirete ayna olmaya çalışırsınız. Affın ışığı sizde bir kere yansımaya görsün, ondan sadece karşınızdaki istifade etmez, siz de istifade edersiniz. Affetmenize bedel sizin de rahmet miktarınca kusurunuz affedilir. Rahmet sonsuzdur. Rahmetle siz de sonsuzlaşırsınız. Merhamet ederek merhamete layık olursunuz. Yanlışta olana edilebilecek en güzel duayı edersiniz “Allah ıslah etsin” diyerek. Ona ışık vermeyi başaramasanız da en azından ondaki karanlığı kendinize bulaştırmazsınız. Kötülük iyilikle savılmadığı, karanlık nurla aydınlatılmadığı, hatalar bağışlanmadığı zaman, bir virüs gibi çoğalırlar. Haşereler kabilinden günahlar lambayı açınca kaçışıverirler.

Afv uzun, siyah kadife bir elbisedir. Önce sizin ayıplarınızı örter. Sonra affedebildiğiniz ölçüde etekleri uzar. Rahmetin ve hikmetin her zerresi üzerinde bir inci tanesi olur. Kendisini giyen insana deruni bir bilgelik, tüm zamanlara, tüm sebeplere bakabilecek bir basiret, yapılan hiçbir şeyin biz izin vermezsek bize zarar veremeyeceğine dair bir özgüven, bu özgüvenle de varlıkla kucaklaşma, insaniyete ilişkin umut, yoluna devam edebilmek için şevk verir. Üzerindeki inciler eteklerinden dökülür. Döküldükçe insanlar affdan, rahmetten, hikmetten nasiplenirler. Döküldükçe yerine yeni inciler belirir. Peşinen ödüllendirilirsiniz her affettiğinizde bu incilerle. Üstelik bakarsınız bugün affettikleriniz yarın yolda size katılabilir. Çok sadık birer dost olabilir. Can çıkmadıkça hep ümit vardır. “Kalpler Allah’ın iki parmağı arasındadır, onları dilediği gibi evirip çevirir.”

Affetmek menfaattir.

 Kazancı hikmet, rahmet ve mağfiret olan bir menfaat.

 

Image and video hosting by TinyPic
ZİLHİCCE AYI VE ON GECE….

Zülhicce’nin ilk yarısındaki günler, yüce Allah katında değerli günler arasındadır Hatta “Cuma haftanın; Zülhicce’nin ilk onu ise yılın mübarek günleridir” denilmiştir. Buna göre Zülhicce’nin ilk onuna tesadüf eden Cuma, her iki fazileti de toplayacağı için yılın en mübarek günlerinden biri sayılmıştır.
Kur’an-ı Kerimde ise şöyle nakledilmekte:
Sabahın müjdecisi olan fecr’e ve gecelerin en faziletlisi olan on geceye  geceye yemin olsun” Sure-i Fecir 1-4

Burada esrarına yemin edilen on gece Zilhiccenin on gecesidir. Cenab-ı Hakk’ın bu gecelerin esrarına yemin etmiş olması, sıradan bir şey olmayıp üzerinde düşünülecek bir meseledir. Ehemmiyet verip ihya etmemiz ve istifade etmemiz hülasa dikkatli ve uyanık olmamız icap eder. Gündüzlerinde işimiz gücümüz çok olsa da ne yapıp yapıp biraz fedakarlıkta bulunup bu gecelerde manevi bereketlerinden mahrum kalmamalıyız. Kim bilir ne esrarı İlahi tecelli ediyor bu gecelerde. Ve bu on gecenin sonunda Kurban Bayramı geliyor.

Zilhicce ayı 28 Ekim günü başlamaktadır. Bu günlerin orucundan istifade etmek isteyenler 27  Ekim gecesinde sahura kalkmalıdır. Gecelerinde ise yılın son ayı olmasından dolayı noksanlarımızın tamamlanması için istiğfar, salavat-ı şerife, diğer dualar ve tesbih namazına devam etmelidir.

Zilhicce ayı ile ilgili bazı hadisler şöyle:

İbn-i Abbas (R.A) ‘ın rivayet ettiği bir Hadis-i Şerifte Efendimiz(S.A.V) “Zilhiccenin ilk on günü tutulan orucun her bireri bir senelik nafile oruca denktir. On gecenin tamamını ihya etmek ise Kadir gecesini ihya etmeye denktir.” Buyurmuşladır. (Tefcirut-tesnim s.170)

Başka bir Hadis-i Şerifte ise, “On günün orunun her günü 100 köle azat etmiş, 100 deve kurban etmiş ve 100 atı Allah yolunda hibe etmiş gibi sevap olur. Tevriye gününün yani 8. gününün orucunda 1000 köle azad etmiş, 1000 deve kurban etmiş ve 1000 atı Allah yolunda hibe etmiş gibi sevap alır. Arefe gününün orucunda ise 2000 köle azat etmiş, 2000 deve kurban etmiş ve 2000 atı Allah yolunda hibe etmiş gibidir.” Buyurmuştur. (Tefcirut-tesnim S.169)

Hadis Şerif.: “Zilhiccenin ilk on gününün bereketinden mahrum olanlara yazıklar olsun, hele bir de Arefe günü var ki onun hayrı saymakla bitmez.”

Hadis Şerif : “Zilhiccenin ilk on gününün orucu her günü bin güne, Arefe günü ise on bin güne eşittir.”
1’nden 10’una kadar “leyali-i aşere” yani on mübarek gecedir. Hacca gidemeyen mü’minlerin bu günlerde oruç tutmaları çok çok büyük fazilettir. O bakımdan kurban bayramından evvel dokuz gün oruç tutmalıdır. “Hiç değilse 8. ve 9. günü oruç tutup mümkünse 10.günü kurban etiyle iftar edilir” tavsiyesine uymalıyız.

Peygamber Efendimiz(S.A.V) “Kim bu beş geceyi ihya ederse cennet vacip olur; Beraat gecesi, Tevriye Gecesi(Zilhiccenin 8. Gecesi), Arefe Gecesi ki Zilhiccenin 9. Gecesi, Kurban Bayramı gecesi ve Ramazan Bayramı gecesi”dir.

Başka bir Hadis-i Şerifte ise ”Kim bu beş geceyi ihya ederse kalplerin öldüğü gün onun kalbi ölmez. Bunlar Kadir, Beraat, Cuma, Arefe ve iki Bayram geceleridir.” Buyurmaktadır.

Bu günleri nasıl değerlendirmeliyiz:

Birinci vazife!..Bu on gün içinde, bir hasta ziyaret eden, Hak teâlânın dostları olan kulların hatırını sormuş ve ziyaret etmiş gibi olur. Bu on gün içinde Ehl-i sünnete uygun bir kitap okumak çok sevaptır. Din ilmini, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek kadın erkek herkese farzdır.  YüCE Allah’ın Adem aleyhisselamı bağışladığı gün, zilhicce ayının ilk on günüdür.Bir kimse o gün oruç tutarsa..Allah onun her günahını bağışlar  Zilhicce ayının 2.günüde yüce Allah Yunus peygamberin duasını kabul buyurdu..Kendisini balığın karnından çıkardı..  Zilhicce ayının 3.gününde yüce Allah Zekeriya peygamberin duasını kabul etti.Bir kimse o gün oruç tutarsa.yüce Allah onun duasını kabul buyurur.  Zilhicce ayının 4.gününde İsa Aleyhisselam doğdu..Bir kimse o günü oruçlu geçirirse,ondan sıkıntı,fakirlik gider.Kıyamet günüde, iyilik sever,keremli yazıcı meleklerle olur.  Zilhicce ayının 5.günüde Musa aleyhisselam doğdu.
Bir kimse o günde oruç tutarsa,münafıklıktan uzak,kabir azabından emin olur.  Zilhicce ayının 6. gününde,yüce Allah peygamberimiz.s.a.v.’e Hayber kalesini almayı nasib eyledi. Zilhicce ayının 7.günü cehennem kapıları kilitlenir,on günleri çıkıncaya kadar açılmaz..Bir kimse on günü oruçlu geçirirse, kendisine 70 sıkıntı kapısı kapanır,yetmiş kolaylık kapısını da açar..

 Zilhicce ayının 8.günü olan terviye günü bir kimse oruç tutarsa..kendisine o kadar iyilik ihsan edilir ki, onların sayısını ancak Allahü Azimüşşan bilir.. Zilhicce ayının dokuzu olan arefe günü bir kimse oruç tutarsa,geçen bir senelik,gelecek bir senelik,günahının bağışlanmasına sebep olur…   Maide suresinin 3. ayeti olan:

—”Bugün dininizi sizin için mükemmel ettim; Size olan nimetimi tamamladım”İlahi emrin indiği gün, Zilhicce ayının onuncu günüydü..Kurban bayramıydı. Bir kimse o gün kurban keserde,bir damla kanını akıtırsa. Allah onun günahlarını bağışlar. Bir kimse o gün bir mümini doyurur, bir sadaka verirse. Yüce Allah, onu kıyamet günü güvenlik içinde diriltir; Amellerin tartıldığı terazide ise, onun iyilikleri, Uhud dağından daha ağır gelir..

Yine bizlere bir af vesilesi daha İNŞA ALLAH. Böyle güzel bereketli her gecesi kadir gecesine eş değerde olan  günleri değerlendiren kullardan olmak duası ile Allah cümlemizi kendisinin razı olacağı amelleri yapmak nasip etsin. Bizleri kendisine layık kul, Efendimize layık ümmet, Sultanımıza layık mürit etsin inşallah.

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic

Ağlıyorsun. Çünkü hüzünlüsün ve güçsüzsün.
            Ağlıyorsun. İşte sen busun. Kırılgansın.
            İncinmişsin. İncitmişsin. Terk etmişsin. Terk edilmişsin. Varsın. Yoksun. Ayrısın. Birleşmişsin. Gitmişsin. Gelmişsin.
            Hayat ayaklarının altından kayıyor. Yalpalıyorsun. Başın dönüyor. Zemin un ufak oluyor. Gökyüzündeki güneşe ve göğün maviliğine karşın duyguların griye dönmüş.
Kalbine bulutlar toplanıyor. Boğazın sıkışıyor. Daralıyorsun. Çatlayacak kadar sıkışıyorsun.
Boşalman gerek. Bir şekilde insanın içindeki basınç düşmeli. Dayanamıyorsun. Ağlıyorsun. Kalbindeki bulutlar gözyaşı sağıyor.
            Ağlıyorsun. Ağlayabiliyorsun. Fark ettin mi? Ruhundaki acılar kristalize oluyor. Gözyaşı oluyor. Hava kitlesinin soğuğa maruz kaldığında yağmura dönüşmesi gibi.
Ruhun üşüyor. Titriyorsun. Çıplaksın. Korunmasızsın. Kendini koruyamıyorsun. Ruhun yardım edemiyor sana. Kalbin yardım edemiyor sana.
Hep birlikte ağlıyorsunuz. Kalbin için de kendin için de ağlıyorsun.
            Aç bir kedi görüyorsun. Aç bir çocuk dikkatini çekiyor. Yetim bir çocuk kalbine dokunuyor. Sararan yapraklar kalbini delip geçiyor.
Özlüyorsun. Buram buram özlüyorsun. Ağlıyorsun. Ağladıkça…
            Kalbin delik deşik. Her şey seni yaralayabiliyor. Ne kadar naziksin. Ne kadar kırılgansın. Çünkü insansın. Ağlıyorsun. Yorgunsun. Yaşamaktan yorgunsun.
            En çok gönül yorgunusun.. Yaşadıkların kalbinin tabanına birikti. Belki çok şey yaşamadın. Ama çok ağır şeyler yaşadın. Kalbini deliyor sanki yaşadıkların.
Ağlıyorsun. Kalbini yıkıyorsun. Biraz da olsa gevşiyorsun.
            Ölüm meleği şu an gelse itiraz etmeyeceksin. Dünyanın içindesin. Ama dünyadan soğumuşsun. Gitmek istiyorsun. Öteye geçmek istiyorsun. Ağlıyorsun.
Neye mi? Her şeye. Her şey üstüne üstüne geliyor sanki. Çaresizsin. Boşluktasın. Hayattasın ama hayatta olduğunu hissedemiyorsun.
            Dur. Ağladığın için zayıf olduğunu mu söylüyorsun? Sakın söyleme bunu. Lütfen söyleme. Hadi geri al sözünü. Çünkü insansın. İşte bu yüzden meleklerden üstünsün. Çünkü melekler gözyaşı dökemez. Çünkü meleklerin kalbi delik deşik olamaz. Çünkü melekler gönül yorgunluğu nedir bilemezler.
            Ağlayan insanlara üzülmüyorum biliyor musun? Ağlayan bir insan gördüğümden “neden ağlıyorsun, ağlama, güçlü olmalısın” demeyi çok uzun yıllar önce terk ettim.
Ağlayan bir insan görsem gözyaşlarını silmek için bir mendil uzatmak geçer içimden.
Bu bana dünyanın en kutsal davranışlarından biri gibi gelir. Çok yıllar önce ruhumun keskin bir acıyla üşüdüğü bir anda en sevgili arkadaşımın bana sarılıp cebindeki mendili gözyaşlarımı silmek için verdiği gibi.
O mendil kâğıttan değil bezden gri renkli bir mendildi. Hayatta en sevdiğim şeylerden biri nedir biliyor musun? Ağlayan bir insana mendil uzatmak.
Eğer sen ağlarken sana mendil uzatacak biri yoksa, bu sen olmalısın.
AĞLAYABİLİYORSUN. NE KADAR GÜÇLÜSÜN. . .

Image and video hosting by TinyPic

Ağlıyorsun. Çünkü hüzünlüsün ve güçsüzsün.
            Ağlıyorsun. İşte sen busun. Kırılgansın.
            İncinmişsin. İncitmişsin. Terk etmişsin. Terk edilmişsin. Varsın. Yoksun. Ayrısın. Birleşmişsin. Gitmişsin. Gelmişsin.
            Hayat ayaklarının altından kayıyor. Yalpalıyorsun. Başın dönüyor. Zemin un ufak oluyor. Gökyüzündeki güneşe ve göğün maviliğine karşın duyguların griye dönmüş.
Kalbine bulutlar toplanıyor. Boğazın sıkışıyor. Daralıyorsun. Çatlayacak kadar sıkışıyorsun.
Boşalman gerek. Bir şekilde insanın içindeki basınç düşmeli. Dayanamıyorsun. Ağlıyorsun. Kalbindeki bulutlar gözyaşı sağıyor.
            Ağlıyorsun. Ağlayabiliyorsun. Fark ettin mi? Ruhundaki acılar kristalize oluyor. Gözyaşı oluyor. Hava kitlesinin soğuğa maruz kaldığında yağmura dönüşmesi gibi.
Ruhun üşüyor. Titriyorsun. Çıplaksın. Korunmasızsın. Kendini koruyamıyorsun. Ruhun yardım edemiyor sana. Kalbin yardım edemiyor sana.
Hep birlikte ağlıyorsunuz. Kalbin için de kendin için de ağlıyorsun.
            Aç bir kedi görüyorsun. Aç bir çocuk dikkatini çekiyor. Yetim bir çocuk kalbine dokunuyor. Sararan yapraklar kalbini delip geçiyor.
Özlüyorsun. Buram buram özlüyorsun. Ağlıyorsun. Ağladıkça…
            Kalbin delik deşik. Her şey seni yaralayabiliyor. Ne kadar naziksin. Ne kadar kırılgansın. Çünkü insansın. Ağlıyorsun. Yorgunsun. Yaşamaktan yorgunsun.
            En çok gönül yorgunusun.. Yaşadıkların kalbinin tabanına birikti. Belki çok şey yaşamadın. Ama çok ağır şeyler yaşadın. Kalbini deliyor sanki yaşadıkların.
Ağlıyorsun. Kalbini yıkıyorsun. Biraz da olsa gevşiyorsun.
            Ölüm meleği şu an gelse itiraz etmeyeceksin. Dünyanın içindesin. Ama dünyadan soğumuşsun. Gitmek istiyorsun. Öteye geçmek istiyorsun. Ağlıyorsun.
Neye mi? Her şeye. Her şey üstüne üstüne geliyor sanki. Çaresizsin. Boşluktasın. Hayattasın ama hayatta olduğunu hissedemiyorsun.
            Dur. Ağladığın için zayıf olduğunu mu söylüyorsun? Sakın söyleme bunu. Lütfen söyleme. Hadi geri al sözünü. Çünkü insansın. İşte bu yüzden meleklerden üstünsün. Çünkü melekler gözyaşı dökemez. Çünkü meleklerin kalbi delik deşik olamaz. Çünkü melekler gönül yorgunluğu nedir bilemezler.
            Ağlayan insanlara üzülmüyorum biliyor musun? Ağlayan bir insan gördüğümden “neden ağlıyorsun, ağlama, güçlü olmalısın” demeyi çok uzun yıllar önce terk ettim.
Ağlayan bir insan görsem gözyaşlarını silmek için bir mendil uzatmak geçer içimden.
Bu bana dünyanın en kutsal davranışlarından biri gibi gelir. Çok yıllar önce ruhumun keskin bir acıyla üşüdüğü bir anda en sevgili arkadaşımın bana sarılıp cebindeki mendili gözyaşlarımı silmek için verdiği gibi.
O mendil kâğıttan değil bezden gri renkli bir mendildi. Hayatta en sevdiğim şeylerden biri nedir biliyor musun? Ağlayan bir insana mendil uzatmak.
Eğer sen ağlarken sana mendil uzatacak biri yoksa, bu sen olmalısın.
AĞLAYABİLİYORSUN. NE KADAR GÜÇLÜSÜN. . .♥

ÜÇ AYLAR GELİYOR…

Image and video hosting by TinyPic

Regaib Kandili Receb ayının ilk cuma gecesidir.

Regaib, regaibe kelimesinin çoğulu olup, sözlükte;

itibar edilen şey ve bol ihsan demektir. Bu gecede Resul-i Ekrem (s.a.v);

Allah Teâlâ tarafından manevi iyiliklere ve ihsanlara nail olduğu için,

buna şükran olarak on iki rekât nafile namaz kıldığı rivayet olunmaktadır.

Nafile olduğu için kılınsa sevabı bol, kılınmazsa günahı yoktur.

Ancak bu gecelerde kılınan bütün nafileler ferdi kılınır.

Önemli olan bu geceyi ibadetle, dua ve niyazla ihya etmektir.

Rabbim yaptığınız bütün dua ve ibadetlerinizi kabul etsin inşallah…
Image and video hosting by TinyPic